Y üzyıllara
meydan okuyan Ayasofya, inşa edildiği tarihten itibaren her dönem
için bir simge olmuştur. Türkler için ise İstanbul'un fethiyle birlikte
Orta Çağı kapatıp yeni bir çağı başlatan bir tarihin en önemli sembolü
haline gelmiştir. Osmanlı döneminde bir cihan imparatorluğunun
merkezindeki en görkemli anıt yapı olarak korunan, Atatürk'ün
emriyle müzeye çevrilen mekanın tarihçesi medeniyetlerin kutsal
mekanlara bakış açılarını ortaya koyan güzel bir örnek.
Bizans
Dönemi:
İlk kilise, kente ismini veren
Büyük Konstantin'in isteğiyle, eski bir pagan tapınağının üzerine
inşa edilir. Konstantin'in oğlu II. Konstantius tarafından,15
Şubat 360 tarihinde ihtişamlı bir törenle açılan kilisenin planında.
Roma ta- |
pınakları örnek alınır. "Megale
Eklesia" (Büyük Kilise) olarak tanımlanan ilk kilise,
404 yılında İmparator Arkadius'a karşı ayaklanan ayaklanan
halk tarafından
yakılır
ve yıkılır.
II. Theodosius tarafından yaptırılan ikinci
kilise, yine aynı
yerde 10 Ekim 415 tarihinde ibadete açılır. Mimar Ruf-finus'un yaptığı kilisenin planı da ilk yapıda
olduğu gibi ba-zilikal tipte ve beş neflidir. Duvarları taş,
çatısı ahşap olan ikinci
yapı, 13 Ocak 532'de çıkan Nika isyanında yanar. İmparator
Justinianus, beşinci saltanat yılında çıkan olaylarda yanan kilisenin yerine, bir daha hiç yanmayacak,
tamamı taştan bir kilise
yapılması emrini verir.
III. Ayasofya' nın inşası, Miletoslu Isidorus
ve Trallesli ( Aydın
) Antemios adlı iki mimar tarafından yürütülür.Yapımı sırasında yüz usta ve on bin işçi çalışır.
İmparator Justinianus'un talimatı ile Anadolu, Suriye,
Mısır ve Yunanis
|