2016 / 13  E-Bülten
GERİ
İSTANBUL’UN TARİHİ SEMTLERİ: CAĞALOĞLU

    Valiliğimizin de içinde bulunduğu İstanbul’un en eski semtlerinden biri olan Cağaloğlu tarihi yapısı ile ilgi çeken semtlerimizden biridir. Osmanlı Dönemi'nde semtin saraya yakın oluşunun önemli payı olmuştur. Osmanlı Devleti'nin sadaret makamı ve devletin yönetim merkezi olan Babıali'nin varlığı semte daha 18. yüzyıldan itibaren özellik kazandırmış ve burası Osmanlı bürokrasisinin, sadaret mensuplarının, paşaların yaşadığı bir bölge halini almıştır. 1870'lerden sonra ise Cağaloğlu, Türk basının merkezi haline gelmeye başlamıştır. 1990'ların ortasına kadar Türk basının merkezi olarak anılmasına rağmen birçok büyük gazetenin bu semtten taşınmasıyla eski etkisini kaybetmesine rağmen hala o günlerin etkisi olan kentin kültür merkezi olması durumu az da olsa semtte görülmektedir. Semtin en önemli tarihi yapıları Bâb-ı âli, Cağaloğlu hamamı, Rauf Paşa konağı, Nallı Mescit Camii, Cağaloğlu Lisesi gibi önemli yapılar bulunmaktadır. Cağaloğlu günümüzde turistlerin en gözde mekânları arasında yer alıyor. Bu bölgedeki otellerin ihtiyacı karşılamamı nedeniyle semtteki eski binalar satın alınarak butik otellere dönüştürülüyor.

   Türkiye’nin ilk devlet kütüphanesi olan Beyazıt Kütüphanesi, padişah II. Abdülhamid’in emriyle 24 Haziran 1884 tarihinde "Kütüphane-i Umumî Osmanî" adıyla açıldı. İlk olarak, Fatih Sultan Mehmet’in oğlu II. Beyazıt tarafından 1506’da yaptırılan Beyazıt Külliyesi’nin altı kubbeli bölümünde hizmet vermeye başladı. Üç sene içinde koleksiyonundaki kitap sayısı 23 bine ulaştı.



   Babı-ali; Sadrazamlar, Topkapı Sarayı'na yakın olması bakımından İstanbul'un bugünkü Eminönü ilçesindeki Cağaloğlu semtinde yaptırılan konaklarda oturmaya başladılar. 1756'da Sultan III. Osman tarafından bu semtte yaptırılan Sadrazamlık konağı ilk bilinen resmi nitelikteki Sadrazamlık binasıdır. Bina 1755, 1808, 1826 ve 1839 yıllarında tamamen, 1878 ve 1911 yıllarında ise kısmen yandı. Her seferinde yeniden inşa edildi. İlk önceleri binaya “Paşa Kapısı” ve “Bâb-ı Âsafi” deniyordu. 1808 yılında Alemdar Mustafa Paşa'nın sadrazamlığı sırasına çıkan ayaklanma sırasında binada olan patlama sonucu bina gene kül olunca, yeniden yaptırılan binaya dönemin padişahı II. Mahmut’tan dolayı Mahmud-ı Adli dendi. Bu isim zamanla Bâb-ı Adl ya da Bâb-ı Adli isimlerine, 19. yüzyılın ikinci yarısında da Bâb-ı âli deyimine dönüştü. 1839 yılındaki yangına kadar bina hep ahşap olarak inşa edilmişti. 1844’te bina ilk defa olarak Stefan Kalfa tarafından kargir olarak inşa edildi. Ayrıca o tarihten sonra bina sadrazamın yaşadığı yer olmaktan çıkarılarak tamamen bir devlet dairesi durumuna geldi. O bina, daha sonra yangınlar ve tamirler sonucu değişikliklere uğramakla birlikte günümüze kadar gelen binanın esasını oluşturmaktadır. 1878'deki yangında Şura-yı Devlet Dairesi, Ahkam-ı Adliye Dairesi, Dahiliye ve Hariciye nezaretleri tamamen yandı ve yeniden inşa edildi. 1910 yılında Babıali'ye küçük bir yapı eklendi. 1911 yılındaki yangında gene Şura-yı Devlet ve Dâhiliye Nezareti ile Mektubcu, Teşrifatçı, Beylikçi, Sadaret Kalemi daireleri ve Vakanüvis daireleri tamamen yandı. Bu en son yangında zarar gören bölümler o zamanlar tek bir bina olan Babıali'nin orta bölümünü oluşturuyordu. Yangından sonra bu orta bölüm tekrar eski haline getirilmeyerek ortadan kaldırıldı. Böylece Babıali ilk defa olarak iki binaya ayrılmış oldu.





 Cağaloğlu Hamamı; 1741yılında Sultan I. Mahmud tarafından yaptırılmıştır. Padişah bu hamamı, geliriyle Ayasofya’daki kitaplığın masraflarını karşılaması için yaptırmıştır. Odun ve su kıtlığına neden oluyor diye büyük hamam yapımını yasaklayan kanundan kısa bir süre önce inşa edildiği için son büyük Osmanlı hamamı olarak tarihe geçmiş. Hamamı baş mimar Süleyman Ağa tarafından çizildiği ve binanın Abdullah Ağa tarafından tamamlandığı tahmin ediliyor. Hamam açılır açılmaz saraydan ve eşraftan önemli kişilerin merkezi olmuştur. İstanbul’ da ki çifte hamamlardan biridir. Hamamın girişinde, hemen yukarıda hat sanatının en güzel örneklerinden biri hamamın kuruluşu ile ilgili bilgi veriyor. Barok tarzdaki yapı klasik hamam mimarisinden hemen ayırt ediliyor. Sıcaklıktaki sekiz mermer sütunlu kubbesi, ortadaki sekizgen göbek taşı ve kubbeli halvet hücreleri bu farklılığı ortaya koymaktadır. Barok üslubun her iki bölümde de kullanıldığı yapı daha sade tarzlarda inşa edilen hamamlardan ayrı bir kategoridedir.

  Halihazırda 140 bin elyazmasına, 40 bin nadir esere ve 500 bine yakın kitap, harita, afiş, banknot, nota, kartpostal ve plağa ev sahipliği yapan kütüphanenin, bugün okuma salonu olarak kullanılan altı kubbeli imarethane kısmı, yakın zamanda kapsamlı ve oldukça başarılı bir restorasyondan geçti. İstanbul’un sıcağından kaçıp, kitapların ve tarihin gölgesinde biraz serinlemek isterseniz, okuma salonunun 500 senelik beyaz ve aydınlık kubbeleri altında bir kitabın sayfalarını çevirmeye başlayabilirsiniz.




 
   Nallı Mescit Camii; Fatih döneminde Akşemseddin’in akrabası olan İmam Ali tarafından yaptırılmıştır. İmam Ali Mescidi, Babıali Mescidi ve Vilayet Camii olarak da bilinir. Orijinal minaresinin kaidesinde, nal motifleri bulunduğundan, mescide Nallı Mescid denmiştir. Bu motifler günümüzde yoktur. Mescide Hekimoğlu Ali Paşa’nın kardeşi Feyzullah Efendi tarafından minber koydurulmuştur. 1866 yılında mescid çok harap hale gelmiştir. Bu yüzden Sultan Abdülaziz 1868’de mescidi yeniden yaptırmıştır. 1902 tarihindeki onarımla da bugünkü şeklini almıştır. Daha sonra 1961, 1968 ve 1993 yıllarında da Vakıflar Genel Müdürlüğünce tamirler yaptırılmıştır. Eklektik üslupta, İran-Hint çizgilerinde inşa edilmiştir. Halen, kirli sarı renktedir. Yapının tamamı 8.50x 8.50 m. ebatlarında kare planlıdır. Kubbe, duvarlar üzerine oturmaktadır ve üstü kurşunla kaplanmıştır. Minber ve vaaz kürsüsü ahşap, beyaz boyalı ve bitkisel süslemelidir. Minber külahı, soğan kubbesi ile doğu etkisi taşımaktadır. Cami içi, kalem işi bitkisel süslemelerle bezelidir. Harım kısmının kuzey tarafında son cemaat yeri bulunmaktadır. Duvarlarında; alt sırada dört büyük, mahfil hizasında sekiz ve kasnak üzerinde dört küçük pencere olduğundan aydınlık bir mescid konumdadır.Nallı Mescit Camii‘nin üç kapısı bulunmaktadır. Anakapı kuzey cephededir ve önünde beş basamağı vardır. Batı cephesindeki kapı pencereden bozmadır. Doğu cephesindeki kapı sadece hünkar mahfiline çıkan özel bir kapıdır. Buradan ahşap korkuluklu bir merdivenle hünkar mahfiline çıkılır. Bu kapının altında abdest alma muslukları vardır.Kesme taştan yapılmış tek şerefeli minareye mescidin içinden çıkılmaktadır. Şerefesi, cumbalı, soğan şeklinde külahı bulunmaktadır. Minarenin bu şekli 1866 tadilatında verilmiştir.





   Cağaloğlu Lisesi; Osmanlı Maarif tarihinde Avrupai mektep planında yapılan binada açılan ilk modern kurumdur. Osmanlı İmparatorluğu; son dönemlerinde, ekonomi ve teknoloji alanlarında olduğu gibi eğitim alanında da Avrupa’yı örnek alarak modern bir eğitim kurumu oluşturmayı düşünmüş ve bu düşünce ilk olarak II. Mahmut döneminde hayata geçirilmeye çalışılmıştır. II Mahmut döneminde hayata geçirilemeyen bu proje, Abdülmecid’in Vakıf Gureba, Bezm-i Alem Camii gibi birçok hayırlı iş yapan annesi Bezm-i Alem Valide Sultan’ın çabalarıyla gerçekleştirilmiştir. Okulun binası da dönemin modern Osmanlı mimarisinin özelliklerini yansıtması açısından çok önemlidir. Okulun arka cephesinde bulunan “dor” stilindeki kolonlardan oluşan anıtsal kapıda bir kitabe vardır. Sultan Abdülmecid’in tuğrasının olduğu bu kitabede 1266 yılına tarih düşülmüş iki mısralık bir şiir de bulunmaktadır. İyon ve Korentiyen sütun düzeni ile Neo-Historisist mimari stilinde inşa edilen bina, 1933 yılında İstanbul Kız Lisesi adıyla eğitime devam etmiştir. 1983 yılından itibaren ise “İstanbul Cağaloğlu Anadolu Lisesi” adıyla hizmet vermektedir.
© Copyright 2015 T.C. İSTANBUL VALİLİĞİ
Bu e-posta, İstanbul Valiliği e-bültenine abone olduğunuz için size ulaştı.
Aboneliğinizi sonlandırmak isterseniz lütfen tıklayınız.
Facebook Twitter Google+ T.C. İstanbul Valiliği