2016-14  E-Bülten
GERİ

EKREM HAKKI AYVERDİ


   EKREM HAKKI AYVERDİ (1899-1984)

   Türk Mîmârî Tarihi’ne damgasını vuran araştırmacı, mühendis, mîmar, restorasyoncu, mütefekkir, derviş, hüsn-i hat ve antika koleksiyoncusu Ekrem Hakkı Ayverdi, 22 Aralık 1899’da İstanbul Şehzadebaşı’nda dünyaya gelir. Şeceresi babası Miralay İsmail Hakkı Bey yoluyla Bolulu Ramazanoğulları’na, annesi Meliha Hanım tarafından da Gülbaba’ya dayanır.

    Mütefekkir ve yazar Sâmihâ Ayverdi’nin ağabeyi olan Ekrem Hakkı Bey’in şahsiyeti, o günlerdeki Şehzadebaşı’nın renkli muhiti, babasının evinde hiç eksik olmayan ilim ve sanat cemiyetleriyle bereketlenip olgunlaşır; vatan, millet ve devlet sevgisi, haramsız lokma, riyasız sevgi gibi hasletlerle donanır.

   Bugünkü Teknik Üniversite olan Mühendis Mektebi’nde tahsilini tamamladıktan sonra bir buçuk sene kadar İstanbul Belediyesi Fen İşleri’nde memur olarak çalışır, daha sonra buradan ayrılarak serbest meslek hayatına atılır. 1950’ye kadar süren bu meslek hayatında müteahhit olarak yol, köprü, hastane gibi çok çeşitli binaların yanında, eski mîmârî eserlerin tamir, tadil ve restore işlerini de yapar. Edirne, Çorlu, İstanbul ve Bursa, onun gayret ve himmetinin izlerini taşır. Basit sivil binaların inşaatı yanında eski mîmârî eserleri ihyâ ederken, bir yandan da çeşitli sanat eserleri, hüsn-i hat ve tezhip, divit ve Kur’an-ı Kerim koleksiyonları ile meşgul olur.

   Bir bir elden çıkan vatan toprakları, kaybedilen geniş eyâletler, arka arkaya gelen harpler, yenilgi ve zaferler, muhaceret ve işgal felâketleriyle, koskoca bir devletin yıkılışı ve cumhuriyetin kuruluşu ile karmakarışık bir devirde yaşar Ekrem Hakkı Ayverdi.

   Fethin 500. yıldönümü münasebetiyle 1953’te ilk büyük eseri olan “Fâtih Devri Mîmârîsi”ni kaleme alır. Bu çalışma bir başlangıç teşkil eder ve Ekrem Hakkı Ayverdi bu eseri, Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan Fâtih devri sonuna kadar olan 250 senelik bir dönemi içine alacak şekilde genişletir. Daha sonra çok geniş arşiv çalışmaları ve yıllar süren tetkikleri neticesinde, en esaslı ve muteber eseri sayılabilecek, dört ciltlik, “Avrupa’da Osmanlı Mîmârî Eserleri” yayınlanır.

   Ekrem Hakkı Bey, 1953’ten itibaren İstanbul Fetih Cemiyeti’nin genel başkanlığını yapar. 1979 yılında “Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı”nı kurar ve ömrü boyunca biriktirdiği çeşitli sanat eserlerini, koleksiyonlarını, evini ve diğer mülklerini bu vakfa bağışlar.

   İstanbul Üniversitesi tarafından kendisine fahrî doktorluk pâyesi, Aydınlar Ocağı tarafından Üstün Hizmet Armağanı, İstanbul Teknik Üniversitesi Bilim ve teknoloji Tarihi Enstitüsü’nce de Üstün Hizmet Beratı verilmiştir. “Osmanlı devri Türk mîmârîsini meçhul olmaktan kurtaran adam” olarak tavsif edilen Ekrem Hakkı Ayverdi için Prof. Dr. Kâzım Çeçen, “Bu zâtın ilim sâhasında yaptıklarını ve meydana getirdiği eserleri ancak bir enstitü yapabilirdi” cümlesini kurar.

   Dağılan bir imparatorluğun son, yeni kurulan cumhuriyetinse ilk yıllarında yaşayan Ekrem Hakkı Bey, ömrü boyunca, yorulmak bilmez bir gayretle, aşk derecesinde sevdiği milletini tanımak, tanıtmak, ona ait her bilgiyi tespit edip ortaya çıkarmak arzusuyla yaşar ve bu arzusunu gerçekleştirir de. O, Türk milletinin bir mîmarlık dehâsına sahip olduğuna inanır ve bu inançla taş ve topraktan öteye geçip, binaların ruhuna ve mânâsına nüfûz eder. Gerçekleştirdiği tamir ve restorasyon çalışmalarının yanı sıra Türk Mîmarlık Tarihine çok büyük hizmetleri olan ve Osmanlı devri Türk mîmârîsini bir meçhul olmaktan kurtaran Ekrem Hakkı Ayverdi, makalelerinde tarih şuuru ve sanat anlayışıyla mücehhez bir müessese kurulup, âbidelerden kitâbe ve kabirlere kadar büyük küçük her türlü eserin önce tespit edilmesi, sonra da aslına sadık kalınarak tamirlerinin yapılması lüzumunu ısrarla savunur.

   Ekrem Hakkı Ayverdi, hakîkî bir Türk münevveri, bir İstanbul beyefendisidir. Anadolu’nun yazılmamış bir destan olduğunun ve kendi diyarının da bin bir baharı sakladığının farkına varmış basiretli bir aydındır. Sadece taşlarla değil, ruhlarla da uğraşmıştır. Yani o, aynı zamanda bir ruh mîmarı olarak da gelecek nesillerin ruhlarını îmar etmiştir. Türk kültürüne yürekten sevdalı bir insandır. Bu kültürün yaşatılması için çırpınıp durur.

   Engin bir bilgiye ve birikime sahiptir Ayverdi... Fakat ne kadar bilgili ise bir o kadar da tevâzu sahibidir. Bilgilidir ama bilgi hamalı değildir. Kültür, sanat, edebiyat, hak ve hakîkat adına ne bilirse onu muhataplarıyla paylaşır. İlimde kıskançlığı bir afet olarak addeder. Ekrem Hakkı Ayverdi’ye seksen iki yıl gibi uzun bir ömür bahşedilir. Fakat o, bu ömrü boş idealler uğranda geçirmez, her dakikasını milletine harcar. Üç ömre sığdırılmayacak işleri, bir ömre sığdırır. Zîra o, kendini Müslüman-Türk kültürünün bayraktarı olarak görür.

   24 Nisan 1984 tarihinde İstanbul’da vefat eden Ekrem Hakkı Ayverdi, Merkez Efendi Kabristanı’na defnedilir. Ekrem Hakkı Ayverdi gibi insanlar bu milletin maddî manevî sigortasıdır. Zira, “Bir Ekrem Bey'in yetişmesi için, yeni baştan, bir Sultan Osman, bir Sultan Orhan'ın gelmesi ve altı yüz küsur senenin yeniden başlaması, yaşanması ve geçmesi lâzım gelir.”*

  *Münevver Ayaşlı.
© Copyright 2015 T.C. İSTANBUL VALİLİĞİ
Bu e-posta, İstanbul Valiliği e-bültenine abone olduğunuz için size ulaştı.
Aboneliğinizi sonlandırmak isterseniz lütfen tıklayınız.
Facebook Twitter Google+ T.C. İstanbul Valiliği