2016-17  E-Bülten
GERİ
NEF’Î
   XVII. asrın meşhur divan şairi, bir kaside üstadı Nef’î, övgü ve yergi şairi olarak tanınıp, kasidelerinde övdüğü kişileri göklere çıkarırken, hicivlerindeyse muhataplarını yerin dibine geçirir. Kasideleri ona kapılar açarken, hicivleri ise sonunu hazırlar.

    Nef’î’nin, 1572’de Erzurum Pasinler’de dünyaya geldiği tahmin edilir. Aydın bir aileye mensuptur. Fars diliyle yazdığı divanı, onun iyi bir tahsil gördüğünü gösterir.

   Nef’î’nin İstanbul’a gelişi I. Ahmed'in saltanatının ilk yıllarına rastlar. Kısa bir süre Edirne’de yaşamış olmakla birlikte 1635’e kadar yaklaşık otuz sene İstanbul’da yaşar. Nef’î’nin bu şehirde saltanatları devrini yaşadığı dört padişahtan üçü şairdir. I. Ahmed, Bahtî; II. Osmân, Fârisî; IV. Murâd, Murâdî mahlaslarıyla şiir söylemişlerdir. Ancak Nef’î, sanatının ve şöhretinin zirvesine Sultan IV. Murad döneminde ulaşır. Bütün hayatını, bir devlet memuru olarak geçirirken hiçbir zaman üst kademelere göz dikmez, belki de tenezzül etmez.

   Nef’î, edebiyatımızın en gür sesli, cesur, en sivri dilli ve kendine en çok güvenen şairidir. Vezin ve kafiyeyi ustalıkla kullanmayı bilir. Yeni mazmunlar ve hayaller peşinde koşan geniş muhayyileli şair, şiir diline de yenilikler getirir. Fars edebiyatından aktardığı Farsça ve Arapça kelimelerin yanında temiz ve sağlam bir Türkçeyi ve halk deyimlerini de başarıyla kullanır. Şiirde manaya önem verir ama lafzı da ihmal etmez. Nef’î’nin şiirinde ahenk ve musiki önemli bir yer tutar. Şiirde musiki hazzını tattırır, mısralarından rengârenk nağmeler sızar.

   Nef’î, başta padişahlar olmak üzere sadrazamlara, şeyhülislamlara ve devlet büyüklerine kasideler yazar. Kaside vadisinde Nef’î kendinden sonra yetişen her şairin ustası olur. Divan edebiyatı geleneğinin son şairi sayılan Yenişehirli Avni Bey’e kadar her şair kasidede onun izini takip eder. Zaten Nef’î de tarzının ve gür sesinin kendinden sonraki şairlerde devam edeceğinden emindir:

 Ben ölürsem yine âşüfte olur halk-ı cihân
 Hüsn-i ta’bîr-i zebân-ı çemen-i hâkimden


   Günümüz Türkçesiyle şöyle söyler: “Ben öldüğümde, yeryüzündeki insanlar, toprağımda yetişen otların lisanının güzelliğini işitip perişan olur.”

   Kendine has bir edası vardır. Kasidesinde methettiği kimseyle sanki sohbet eder. Bu teklifsizce davranışı ile seleflerinin yapamadığını yapar, kendi şahsî meselelerini konunun içine katar, düşmanlarını yerer, hiciv yazışı için bahaneler ileri sürer. Onun kasideleri, bazen bir dostuna içini dökmek için, bazen de bir büyüğe kötü ahvalini bildirip yardım dilemek için veya düşmanlarından şikâyet için yazılmış mektuplar gibidir.

   Nef’î¸ kaside ile emsalsiz bir şöhret yakalar, mesneviyle uğraşmaz, nesre ise kendi tabiri ile tenezzül eylemez:

 Tenezzül eylemem inşâya eylesem belki
 Müsebbihân-ı felek vird iderdi inşâmı


   “Ben nesir, düz yazı yazmaya tenezzül etmem. Eğer etseydim benim yazdıklarımı melekler dua olarak okurlardı.”

   Türkçe ve Farsça iki divanı bulunan şair, bunların yanında Sihâm-ı Kazâ isimli bir de hiciv mecmuası kaleme alır. Nef’î’yi kaside şairi olarak üne kavuşturan eseri Türkçe divanı ise, hiciv ustası olarak üne kavuşturan da “Kaza Okları” anlamını taşıyan Sihâm-ı Kazâ’sıdır. Eser, nüktedan bir zihnin ürünüdür. Ancak eserdeki itham, hakaret ve sövgü ifadeleri, edebi değerine gölge düşürür. Divanlarında kullandığı dilden farklı olarak hicviyelerinde halk argosuna fazlaca yer verir.

   Nef’î, Sihâm-ı Kazâ’da babasından başlayarak devrin hemen bütün devlet büyüklerini, şair ve sanatkârlarını hicveder.

   Şeyhülislam Yahyâ Efendi, Nef’î’yi cahiliye devri Arap şairlerinden İmr’ül-Kays’a benzeterek, şu meşhur dörtlüğü yazar:

 Şimdi hayl-i suhanverân içre
 Nef’î mânendi var mı bir şâ’ir
 Sözleri seb’a-i mu’allakadur
 İmr’ül-Kays kendüdür kâfir


   Nef’î, buna cevap olarak şu dörtlüğü yazar:

 Bize kâfir dimiş Müftî Efendi
 Tutalum ben diyem aña müselmân
 Varıldukda yarın rûz-ı cezâya
 İkimüz de çıkaruz anda yalan


   Kendisine “kelb” yani köpek diyen Tâhir Efendi’ye de misliyle mukabele etmesini bilir:

 Tâhir Efendi bana kelb dimiş
 İltifâtı bu sözde zâhirdür
 Mâlikî mezhebüm benüm zîrâ
 İ’tikâdumca kelb “tâhir”dür

   Nef’î, hicivlerini, şüphesiz ki padişah tarafından kollanmanın güveniyle söyler; fakat padişahın yakınına düşen bir yıldırım Nef’î’nin hazin sonunun başlangıcı olur. Nâimâ, tarihinde bu vakayı şöyle anlatmaktadır: “Sultan Murad Han Hazretleri hususî meclislerinde latifelerden hoşlanmakla bazen Nef’î’yi getürüp bazı hicivlerini dinlerdi. Hatta bir gün, 1629 senesinde Beşiktaş’ta Padişah Sultan Ahmed’in köşkünde Nef’î’nin Sihâm-ı Kazâ adlı hiciv mecmuasına bakarken havada gök gürültüsü ve şimşek zuhûr edip pâdişahın tahtı yakınına bir yıldırım düşünce, mecmuayı pâreleyüp, o çeşit saçmalıklara bakmaktan tövbe edip, terbiye olsun diye de, Nef’î’yi olduğu memuriyetten azledip hicve de tövbe ettirmişlerdi.” Bu olaydan sonra İbrahim Vehbî tarafından şu meşhur beyit söylenir:

 Gökden nazîre indi Sihâm-ı Kazâ’sına
 Nef’î diliyle uğradı Hakk’ın belâsına

   Görevden azledilmeleri hiçbir zaman uzun sürmeyen Nef’î bu defa da affedilerek Edirne Murâdiye mütevelliliğine tayin edilir.

   Nef’î sürgüne gönderildiği Edirne’den yeniden İstanbul’a dönebilmek için IV. Murad’a kasideler sunar. Sultan Murad’ın Edirne’ye gelişi üzerine sunduğu kasidede Nef’î, padişahın Edirne’ye gelişiyle Edirne’nin diğer şehirleri kıskandırdığını ve halkın gündüzünün bayram, gecesinin de Kadir gecesi gibi olduğunu söyler:

 Merhabâ ey pâdişâh-i âdil ü âlî-nijâd
 Oldu teşrîfünle şehr-i Edirne reşk-i bilâd

 Devlet ü ikbâl ile Dârü’s-selam olsun sana
 Gerçi olmuş bir zaman ecdâduna Dârü’l cihâd

 Gündüzü îyd ü şebi Kadr oldu gûyâ halkının
 Müjde-i teşrîfün etdi dillerin ol denlü şâd

   Kendisi de Murâdî mahlasıyla şiir söyleyen IV. Murad, bu kasideyi dinledikten sonra Nef’î’yi affeder ve İstanbul’da Cizye Muhasebeciliği görevine getirir.

   Nef’î’nin hayatı gibi ölümü hakkında da yeterli bilgi bulunmamaktadır, ancak gerek rivayetler, gerekse kaynakların verdiği az miktarda bilgi Nef’î’nin dili yüzünden katledildiği üzerinde birleşirler.

   IV. Murad, Nef’î’ye çok değer verip, onu şiir söylemede yegâne söz sahibi olarak tanımlar. Nef’î’nin IV. Murad tarafından kayırılıp kollanması, devrin diğer şairlerinin tepkisini çeker, Nef’î’yi kıskanmalarına, ona kin beslemelerine yol açar ve Nef’î’yi gözden düşürmek için her fırsat değerlendirilir.

   Düşmanları Nef’î’nin padişah tarafından gösterilen iltifata layık olmadığını düşünürler. Bu sözler Sultan Murad’a kadar ulaştırılır. Bunun üzerine padişah şairi denemek ve düşmanlarının ağızlarını kapamak için sarayına çağırıp bir kaside söylemesini ister. Nef’î koynundan bir kâğıt çıkarıp bir kaside okur. Şiiri pek beğenen Sultan Murad kasideyi ister. Kâğıdın boş olduğunu ve Nef’î’nin kasideyi hemen oracıkta irticalen söylediğini anlayınca pek memnun olur ve şairin ağzının mücevherle doldurulmasını emreder.

   Nef’î’ye gösterilen ilgi devrin şairleri arasında bir nevi gruplaşmaya yol açar. Şair, bir yandan devrin çoğunluğu yüksek mevki sahibi de olan şair ve edipleri tarafından şiddetle eleştirilip hicvedilirken, bir yandan da yine devrinin başka şairleri tarafından methiyelere ve iltifatlara mazhar olur.

   Nâimâ’nın söylediği bir rivayete göre Edirne’den İstanbul’a dönen Nef’î, bilinmeyen bir sebepten vezir Bayram Paşa’ya gücenir ve uzun bir kaside ile onu hicveder. IV. Murad, bir mecliste “Nef’î, taze bir hicvin yok mudur?” diyerek Nef’înin ağzını arar. Bunun üzerine Nef’î, Bayram Paşa için yazdığı hicvi padişahın eline verir. Padişah okuyup beğenir ve Bayram Paşa’yı çağırarak kasideyi gösterip Nef’î’nin katline izin verir.

   Nâimâ, vakayı anlatmaya şöyle devam eder: “Zavallı fakir çağırılıp, o da hiçbir şeyden habersiz geldikte pek çok azarlandıktan sonra:

  -Kaldırın!

   denilerek saray odunluğunda hapsedilmiş ve orada boğularak denize atılmıştır. Asrın âlimleri ve büyükleri, Nef’î’nin öldürülmesinden dolayı sevinip, bilhassa dilinin uzunluğundan yaralanmış olan büyükler ve âyân bu hususta Bayram Paşa’ya pek çok dua ettiler!”

   Fuad Köprülü ise Nef’î’nin ölümü üzerine bu rivayetlerin dışında başka bir ihtimalin varlığından söz eder. Köprülü, eski mecmualarda IV. Murad aleyhinde çok ağır suçlamalar içeren bir şiirin var olduğunu söyledikten sonra, “eğer bu kıt’a hakikaten Nef’î’ye ait ise yahut Nef’î’ye ait olmamakla beraber düşmanları tarafından ona isnat edilerek, padişaha gösterilmişse, şairin katlinde asıl bunun müessir olduğu muhakkaktır” der. Köprülü’ye göre bu ihtimali kuvvetlendiren en mühim nokta şöyledir: “Nef’î o zamana kadar birçok vezirleri, sadrazamları hicvetmişken bunlar hiçbir zaman onun katlini intaç etmemişti. IV Murad o kadar sevip takdir ettiği büyük şairi, bir vezirin hatırı için fedâ etmezdi. Ona yapılacak ceza vaktiyle de birkaç defalar olduğu gibi, nihayet bir azilden, en fazla bir nefiyden ibaret kalırdı. Binâenaleyh bu meselede doğrudan doğruya padişahın müessir olduğunu ve bunun da ancak kendisi aleyhine yazılmış bir hicivden ileri geldiğini kabul etmek daha makûldur.”

   Divanı ve Sihâm-ı Kazâ’yı yayına hazırlayan Metin Akkuş da, Sultan Murad gibi bir şahsiyetin başkalarının isteği üzerine Nef’î gibi gözbebeği bir şairini öldürtmesini yaşanan şartlar açısından tutarlı bir davranış olarak görmez. Şairin, sultanı öfkelendirecek bir davranışta bulunması ve bir hicvinde bizzat sultanı hedef aldığı için öldürülmesi ihtimali üzerinde durur.

   Nef’î’nin boğulduktan sonra denize atıldığı bilgisine de tereddütle yaklaşmak gerekir. Bir Sihâm-ı Kazâ nüshasında yer alan belgeye göre şairin mezarı sarayın Sirkeci tarafında bulunmaktayken mezar taşı önce Bâb-ı Ali’nin hariciye kapısı cihetine, oradan da hariciye dairesinin karşısındaki bahçeye taşınmıştır.

    Sebepler ne olursa olsun, Nef’î, kabına sığmayan tabiatı, sivri dili, kılıç gibi keskin kalemi yüzünden öldürülmek üzere Bayram Paşa’nın ellerine terk edilir. Denildiğine göre şair, idam edileceği saatte, şu enfes rubâî’yi inşat eyler:

 Ey dil hele âlemde bir âdem yoğ imiş
 Var ise de ehl-i dile mahrem yoğ imiş
 Gam çekme hakikatde eğer ârif isen
 Farz eyle ki el’ân yine âlem yoğ imiş

© Copyright 2015 T.C. İSTANBUL VALİLİĞİ
Bu e-posta, İstanbul Valiliği e-bültenine abone olduğunuz için size ulaştı.
Aboneliğinizi sonlandırmak isterseniz lütfen tıklayınız.
Facebook Twitter Google+ T.C. İstanbul Valiliği