2016-2  E-Bülten
GERİ
İSTANBUL: “YEDİ TEPELİ ŞEHİR”
   İstanbul hem Türkiye’nin hem de Avrupa’nın en kalabalık şehri olmasının yanı sıra nüfus, ekonomi, şehir yapısı, kentleşme gibi önemini yanında coğrafyasını kültürel zenginliğini birleştirebilen nadir dünya şehirlerindendir. İstanbul asırlardır pek çok devlete ev sahipliği yapması ve çok önemli ticari merkezler üzerinde bulunması sebebiyle bünyesinde köklü bir kültür birikimini ve tarihi eserleri de barındırmaktadır. Coğrafi yapısını kültürüyle birleştirdiği en önemli özelliği tarihi yarım adanın üstünde “YEDİ TEPELİ ŞEHİR” olarak adlandırılması ve her tepenin bir kültür hazinesi olmasıdır.

   1-Topkapı Sarayı, Ayasofya ve Sultanahmet Camiinin bulunduğu tepe; Fatih Sultan Mehmed’ in 1453 yılında İstanbul’u fethetmesinden sonra 1460 yıllarında yapımına başlanan ve 1478 yılında tamamlanmış, Fatih Sultan Mehmed’den itibaren otuzbirinci padişah Sultan Abdülmecid’e kadar yaklaşık dört yüz yıl süreyle imparatorluğun idare, eğitim ve sanat merkezi olarak kullanılmıştır. 19.yüzyılın ortalarında hanedanın Dolmabahçe Sarayı’na taşınması ile terkedilmiş olmasına rağmen önemini her zaman korumuştur. Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan sonra, 3 Nisan 1924 yılında müze haline getirilen ve Cumhuriyet’in ilk müzesi olan Topkapı Sarayı Müzesi, günümüzde yaklaşık 400.000 metrekarelik bir alan kaplamaktadır. Kara tarafından Fatih’in yaptırdığı Sur-i Sultani, deniz tarafından ise Doğu Roma surları ile şehirden ayrılan Topkapı Sarayı, mimari yapıları, koleksiyonları ve yaklaşık 300.000 arşiv belgesi ile dünyanın en büyük saray-müzelerinden biridir. Topkapı Sarayı 2015 yılı itibariyle 3.252.524 ziyaretçi tarafından ziyaret edilmiştir.

 


   En çok ziyaret edilen müzeler arasında yer alan Ayasofya ise sanat ve mimarlık tarihi bakımından dünyanın en önde gelen anıtlardan biri olup, dünyanın 8. harikası olarak gösterilmektedir. Bugünkü Ayasofya aynı yerde fakat öncekilerinden farklı bir mimari anlayışla yapılmış olan üçüncü yapıdır. Yapımına 23 Şubat 532'de başlanmış, 5 yıl 10 ay gibi kısa bir sürede tamamlanarak büyük bir törenle, 27 Aralık 537' de ibadete açılmıştır. 916 yıl kilise olan yapı, 1453 Yılında Fatih Sultan Mehmed tarafından İstanbul'un fethiyle camiye çevrilerek, 482 yıl cami olarak kullanılmıştır. Atatürk'ün emri ve Bakanlar Kurulu'nun Kararı ile 1935 yılında Ayasofya müze olarak kapılarını ziyarete açmıştır. En çok ziyaret edilen müze olan Ayasofya Müzesi 2015 yılında 3.466.638 ziyaretçi sayısı ile 1. Sırada yer almaktadır.

   2- Çemberlitaş ve Nuruosmaniye Camiinin bulunduğu tepe, 1748-1755 yılları arasında İstanbul'da inşa edilmiş ilk barok özellikli camidir. Adını, padişah III. Osman’dan ve caminin içindeki ışıktan aldığı söylenir. Nuruosmaniye Camii, üç boyutlu taş bezemeleriyle dünya mimarisinde bile eşi olmayan, özgün bir Barok şaheseridir.

   3- Beyazıt Camii, Üniversite ve Süleymaniye'nin bulunduğu tepe, Osmanlının klasik dönem eserlerindendir. Külliyesi semte dağınık olarak inşa edilmiş olup bu yapının en önemli parçası Beyazıt Camiidir. Mimarının kesin olarak kim olduğu bilinmese de 1509’da gerçekleşen “küçük kıyamet “ adı verilen depremden sonra hasar görmüş, Mimar Sinan tarafından güçlendirme çalışmalarıyla ayakta tutmuştur.

   4- Fatih Camiinin bulunduğu tepe, Fatih Sultan Mehmed tarafından yaptırılmış olan cami ve külliyedir. Bizans devrinde, caminin bulunduğu tepede Havariyyun Kilisesi vardı. Fethin ardından Fatih Sultan Mehmet buraya cami ve külliye inşa etmek isteyince patrikhane Pammakaristos Manastırı'na taşındı. Yapımına 1462 yılında başlanmış ve 1470 yılında tamamlanmıştır. Mimarı, Sinaüddin Yusuf bin Abdullah'tır. Caminin ilk inşasından bugün sadece şadırvan avlusunun üç duvarı, şadırvan, tac kapı, mihrap, birinci şerefeye kadar minareler ve çevre duvarının bir kısmı kalmıştır. Cami 1766 depreminde yıkıldıktan sonra onarılarak 1771'de bugünkü halini almıştır. 1999 Gölcük Depreminde zemininde kaymalar tespit edilen camide 2008 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından zemin güçlendirme ve restorasyon çalışmalarına başlandı ve 2012 yılında ibadete açılmıştır.

 

   5- Yavuz Selim Camiinin bulunduğu tepe, 1522 de Kanuni Sultan Süleyman tarafından babasının anısına inşa edilmiştir. Mimarı Kesin olarak bilinmemekte olup Mimar Acem Ali tarafından yapıldığı düşünülmektedir. Külliyenin kıble yönündeki haziresinde bulunan bu türbede, I. Selim’in sandukası bulunur ve sandukanın başucuna beyaz bir kaftan asılıdır. I. Selim’e ait olan bu kaftan dönemin âlimlerinden İbni Kemal’in atının çamur sıçrattığı o meşhur kaftandır. Bu türbenin yanındaki benzer mimari özelliklere sahip diğer türbede ise; Kanunu Sultan Süleyman’ın küçük yaşta hakkın rahmetine kavuşan kızları ve şehzadeleri medfundur. Ayrıca, külliye haziresinde Kanuni Sultan Süleyman’ın annesi Hafza Sultan mezarı da bulunmaktadır.

   6- Mihrimah Sultan Camiinin bulunduğu tepe, Üsküdar ve Edirnekapı'da bulunan Mihrimah Sultan Camileri Kanuni Sultan Süleyman döneminde Mimar Sinan tarafından yapılmıştır. Bu eserler aynı zamanda Mimar Sinan'ın kendi hüzünlü ve inanılmaz aşk hikâyesinin eseridir. Mihrimah Sultan'la evlenmek isteyen iki kişi vardır. Biri Rüstem Paşa diğeri ise Mimar Sinan. Fakat Kanuni, kızını Rüstem Paşa'yla evlendirir. Bunun üzerine Mimar Sinan aşkını eserlerine dökmüştür. Mihrimah Güneş ve Ay anlamına gelir. 21 Mart'ta gece ve gündüzün eşit olduğu zamanda camilere bakıldığında, Edirnekapı Camiinin tek minaresinin ardından kızıl güneş batarken, Üsküdar'dakinden ise ay doğar. Mihrimah Sultan Camileri, sırf bu güzel manzara ve kazınmış aşk öyküsü için bile görülmeye değer eserlerinden biridir.

   7- Kocamustafapaşa semtinin bulunduğu tepe; Semt Bizans İmparatorluğu döneminde önemli bir dini bölge olması nedeniyle birçok tarihi yapı mevcuttur. Semtin adı, Bizans döneminden kalan Ayios Andreas Manastırı Kilisesi'ni 1489 yılında camiye çeviren ve 1512 yılında idam edilen Sadrazam Koca Mustafa Paşa'dan almıştır. Koca Mustafa Paşa Camisi ve Sümbül Efendi Tekkesi, Ramazan Efendi Camisi, Hekimoğlu Ali Paşa Camisi ve Külliyesi ve Davut Paşa Camisi ve Külliyesi'dir. Günümüzde ibadete açık olan camiiler görülmesi değer yapılardan biridir.

   İstanbul’a yedi tepeli şehir nitelemesini kazandıran bu tepeler, zaman içinde şehrin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Her biri ayrı bir sanat eseri hüviyetindeki bu yapılar korunması gereken kültürel miras niteliğindedir. Başta bu şehrin değerli sakinleri olmak üzere Türkiye’nin ve dünyanın her yerinden ziyaretçiyi kendine çekmesiyle İstanbul’un vazgeçilmez bir kültür başkenti olmasının yegâne sebebidir.
© Copyright 2015 T.C. İSTANBUL VALİLİĞİ
Bu e-posta, İstanbul Valiliği e-bültenine abone olduğunuz için size ulaştı.
Aboneliğinizi sonlandırmak isterseniz lütfen tıklayınız.
Facebook Twitter Google+ T.C. İstanbul Valiliği