2016 / 4  E-Bülten
GERİ
BİR İSTANBUL ŞAİRİ: YAHYÂ KEMÂL
YAHYA KEMAL BEYATLI (1884-1958)

   1884 yılında Üsküp´te dünyaya geldi. Annesi; ünlü divan şairi Leskofçalı Galip’in yeğeni Nakiye Hanım; babası dönemin Üsküp Belediye Başkanı İbrahim Naci Bey´dir. Asıl adı "Ahmed Âgâh"´tır. Yahyâ Kemâl, İlköğrenimini Üsküp´te gördü. Orta öğrenimine devam etmek üzere 1902 yılında İstanbul’a gönderildi. Galatasaray İdadisi veya Robert Kolej’de okuma imkânı bulamayınca Vefa Lisesi’ne kaydoldu. Serveti Fünûncu “İrtika” ve “Malumat” adlı dergilerde "Âgâh Kemâl" mahlasıyla şiirler yazmaya başladı.   1903 yılında Paris’e gitti. Paris’te geçirdiği dokuz yılda tarih bakışı, şairliği, kişiliği gelişti. Yahya Kemal'in asıl şiir macerası Paris'e kaçışıyla başlamıştır. Bu kaçıştan önce şairde beliren "şiir derdi" Paris'te bir fikr-i sabit halini alacaktır. 1913 yılında İstanbul´a dönen şair, Darüşşafaka İdadisi’nde tarih ve edebiyat öğretmenliği yaptı. Mondros Mütarekesi’nin ardından gençleri etrafında toplayarak “Dergâh” adlı bir dergi kurdu. Yahyâ Kemâl’in yakından ilgilendiği bu dergide yayınlanan tek şiiri "Ses Manzumesi”dir. Ancak dergi için pek çok düzyazı kaleme alan yazar; bu yazılarla Anadolu’da devam eden Milli Mücadele’ye destek vermiş ve İstanbul’da Kuvay-ı Milliye ruhunu canlı tutmaya çalışmıştır. 1922’de Ankara’ya giden Yahyâ Kemâl, Hakimiyet-i Milliye gazetesinde başyazarlık yaptı. O yıl, Lozan görüşmelerinde Türk heyetine danışman olarak atandı. 1923´te Lozan’dan döndükten sonra II. Dönem TBMM’ye Urfa milletvekili olarak seçildi. Milletvekilliği 1926’ya kadar devam etti. 1956 yılında Hürriyet gazetesi her hafta bir şiirine yer vererek tüm şiirlerini yayımlamaya başladı. Yakalandığı bir çeşit bağırsak iltihabı nedeniyle tedavi için 1957’de Paris´e gitti. Bir yıl sonra 2 Kasım 1958´de Cerrahpaşa Hastanesi’nde hayatını kaybetti. Cenazesi Rumelihisarı Mezarlığı’na defnedildi.

  Yahyâ Kemâl´in sağlığında hiçbir kitabı yayımlanmamıştır. Onun vefâtından sonra açılan ´Yahya Kemal Enstitüsü; şairin, edebiyat tarihçisi Nihad Sami Banarlı tarafından derlenen eserlerini yayınlamıştır.Şiirlerinde aruz ölçüsünü kullanmış olmasına rağmen tek bir şiiri bu konu da istisna olmuştur. O da, 11’lik hece vezniyle yazdığı “Ok” şiiridir. Her şair yazdığı şiirleri tekrar tekrar gözden geçirmek, beğenmediği kelime, vezin ve kafiyeleri değiştirmek imkânına sahiptir. O hemen hemen bütün şiirleri üzerinde aylarca, yıllarca çalışmış olduğu gibi, aynı zamanda tamamlanıp yayınlanan şiirleri üzerinde de düşünmeye devam eden ve gerekli gördüğünde bu şiirlerde değişiklik yapan bir şairdir. Yahyâ Kemâl bazen bir mısradaki tek bir kelime için bile aylarca, yıllarca beklemiştir. Onun;

   Ve siyah serviler altında kalan kabrinde
   Her seher bir gül açar, her gece bir bülbül öter.


gibi, veznin de, manasında da kusur bulunamayacak bir beyti söyledikten 'sonra, «siyah» kelimesine aklı takılıp, onun yerine koymak üzere «serin» kelimesini buluncaya kadar uykuyu terk ettiği bilinmektedir.

  Yahyâ Kemâl, sadece İstanbul’un güzelliklerini seyretmekle kalmaz, her bir semti büyük bir meftunlukla ve teferruatlı bir biçimde anlatır ve İstanbul’dan hareketle bir Anadolu ve Osmanlı resmi çizer. Millî romantizmin doruklarına çıkarır okuyucusunu. Nitekim “ Süleymaniye’de Bayram Sabahı” isimli şiirinde bu hususiyeti açıkça görürsünüz:

   Ulu mâbet! Seni ancak bu sabah anlıyorum:
   Ben de bir vârisin olmakla bugün mağrûrum:
   Bir zaman hendeseden âbide zannettimdi;
   Kubben altında bu cumhura bakarken şimdi,
   Senelerden beri rü’yada görüp özlediğim
   Cedlerin mağfiret iklimine girmiş gibiyim


Yahyâ Kemâl’in tutkunluğu sadece Süleymaniye’yle sınırlı değildir. Onda Üsküdar da coşkun bir sel gibidir:

   Üsküdar, bir ulu rü’yayı görenler şehri!
   Seni gıptayla hatırlar vatanın her şehri.

Bütün bunların yanı sıra Kocamustafapaşa, Kandilli, İstinye, Maltepe ve Fenerbahçe de şiirlerinde en çok işlenen semtlerdendir.   Yahyâ Kemâl’e göre İstanbul vatanın özetidir. İstanbul, sadece bir siyasî başkent olmaktan çıkar, millî ruhun en iyi yoğrulduğu ve aksettirildiği bir mekân olur:

   Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul
   Görmedim; gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer.
   Ömrüm oldukça, gönül tahtıma keyfince kurul!
   Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.


İstanbul’un fethine ve fatihine çok özel bir kıymet veren Yahyâ Kemâl, “Türkiye Türklerinin yeryüzünde başka bir eseri olmasaydı; tek başına, yalnız bu eser şeref namına yeterdi” derken, İstanbul’u fetheden yeniçeriyi de unutmaz şiirinde.

  Konuşurken daha bir kere güzel bulduğu kadının sesinde İstanbul’u duyar. İstanbul uğruna “Kaç fatihin altın kanı mermerle karışmış” derken fetih günlerine döner. Onun şiirlerinde mazi-hâl kompozisyonu vardır ve burada da açık biçimde görülür bu durum. Yahyâ Kemâl İstanbul’a olan sevgisini ve hayranlığını Aziz İstanbul adlı nesir, Kendi Gök Kubbemiz ve Eski Şiirin Rüzgârıyla adlı şiir kitaplarında ifade etmiştir. Her şiirinde ayrı bir his, hatıra, yaşantı, zaman ve mekân vardır.

  Ona göre İstanbul’un her semtinin ayrı bir ruhu, ayrı bir güzelliği vardır. Velhasıl, İstanbul, Yahya Kemal için hayat kaynağıdır.

© Copyright 2015 T.C. İSTANBUL VALİLİĞİ
Bu e-posta, İstanbul Valiliği e-bültenine abone olduğunuz için size ulaştı.
Aboneliğinizi sonlandırmak isterseniz lütfen tıklayınız.
Facebook Twitter Google+ T.C. İstanbul Valiliği