2016 / 5  E-Bülten
GERİ
DİVAN-I İSTANBUL: NEDÎM
NEDÎM (1681-1730)

  Asıl adı Ahmet’tir. İstanbulludur. Evinin Beşiktaş’ta olduğuna dair şiirlerinde kendisinin verdiği bilgiyi, belgeler de destekler. 1681 yılında dünyaya geldiği tahmin edilmektedir. Annesi Saliha Hatun, İstanbul’un fethinden itibaren devlet hizmetinde bulunan Karaçelebizadeler ailesindendir. Babası Kadı Mehmet Efendi ise Kazasker Merzifonlu Mustafa Muslihittin Efendi’nin oğludur.   Ahmet Nedîm iyi bir eğitim görmüş, döneminin klasik ilimlerini, Arapça ve Farsça’yı bu dillerde şiir yazacak kadar öğrenmiştir. Tahsilini tamamladıktan sonra Şeyhülislam Ebezade Abdullah Efendi’nin de bulunduğu bir jüri tarafından yapılan sınavda başarılı olarak müderris olmuştur.

  Lâle Devri’nde, yazdığı kıt’a ve kasidelerle her fırsatta Damat İbrahim Paşa’ya bağlılığını ifade eden, onu takdir edip öven Nedîm, meslek hayatında hızla ilerler. 1730’da Patrona Halil İsyanı patlak verdiğinde, Nedîm bir rivayete göre korkudan evinin damına çıkıp oradan düşerek, bir başka rivayete göre ise içkiye düşkünlüğü sebebiyle titreme hastalığından vefat etmiştir. Şairin kabri, Üsküdar Karacaahmet Mezarlığı’nın Miskinler kısmındadır.   Nedîm, şiirlerinde Türkçeyi aruz vezninin kalıplarına öyle iyi yerleştirmiştir ki rahatça, konuşuyor gibi yazmıştır. Bu, onun vezni kullanıştaki sanat kabiliyetinin ve Türkçeye tasarrufunun bir neticesidir.   Nedîm’in şiirlerinin temel mekânı ve çevresi İstanbul ve onun semtleridir. Özellikle Sa’dâbâd’ı defalarca anlatmış ve çeşitli olayların, tiplerin canlandırıldığı bir mekân olarak kullanmıştır. Onun şiirlerinde İstanbul’un, eşsiz güzelliği, iki deniz arasındaki konumu, güzel bahçeleri, hoş havası ve suyu, çeşmeleri, şifalı hamamları, muhteşem camileri, ışıl ışıl mescidleri, feyz ve safa dolu meclisleri anlatılırken bir yandan da dilberlerinin vefasızlığı, halkının görgüsü ve kültürü, devrin gelenekleri de vurgulanır. Nedîm’in anlattığı bu şehir, hayal ürünü soyut bir yer değil, onun içinde yaşadığı ve meftunu olduğu büyük, güzel ve müşahhas bir şehirdir:

Bu şehr-i Stanbul ki bî-misl ü bahâdır
Bir sengine yek-pâre ‘Acem mülkü fedâdır

Bir gevher-i yektâdır iki bahr arasında
Hurşîd-i cihan-tâb ile tartılsa sezâdır

Altında mı üstünde midir cennet-i a’lâ
El-Hak bu ne hâlet bu ne hoş âb u havâdır

İnsâf değildir ânı dünyaya değişmek
Gülzârların cennete teşbîh hatadır

Nâmı gibi olmuşdur o hem sa’d hem âbâd
İstanbul’a sermâye-i fahr olsa revâdır


   Sa’dâbâd’ın havası, suyu insanın canına can katar, benzeri hiçbir yerde yoktur. Bahçeleri insana ebedî hayat duygusu verir. Baharının coşkusu, gülleri, çevre tepelerde yankılanan bülbül sesleri, içinde kayığa binilince cennetin yanına kadar gitmenin mümkün olduğu Cedvel-i Sîm’i, mis kokulu toprağıyla Sa’dâbâd eşsiz bir yerdir. Nedîm yaptığı bu eşsiz tasvirleri ile tam bir İstanbul şairidir:

Bak Sıtanbulun şu Sa’dâbâd-ı nev-bünyânına
Âdemin canlar katar âb u havâsı cânına

Ey sabâ gördün mü mislin bunca demdir ‘âlemin
Püşt-i pâ urmakdasın İrânına Turânına

Ey felek insâf ey mihr-i cihan-ârâ aman
Bir nazîri var ise söylen konulsun yanına


  Nedîm, yaşadığı III. Ahmed devrini bütün canlılığıyla şiirlerinde aksettiren, İstanbul’un tabiî ve mimarî güzelliğini, Sâdâbâd eğlencelerini, gül ve lale bahçelerini tertemiz ve akıcı İstanbul Türkçesiyle anlatan,

“Fahr iken ecdâdıma ol âstânın hizmeti
Hazret-i Sultân Ebü’l-Fethin zamanından beri
Padişâhân-ı selefden bunca ihsanlar görüp
Her biri olmuşken ol bâb-ı refî’nin çâkeri”

mısralarıyla atalarının İstanbul’un fethinden beri bu topraklarda yaşadığıyla övünen İstanbul şairidir.
© Copyright 2015 T.C. İSTANBUL VALİLİĞİ
Bu e-posta, İstanbul Valiliği e-bültenine abone olduğunuz için size ulaştı.
Aboneliğinizi sonlandırmak isterseniz lütfen tıklayınız.
Facebook Twitter Google+ T.C. İstanbul Valiliği