2016 / 9  E-Bülten
GERİ
BİR İSTANBUL HANIMEFENDİSİ: SÂMİHA AYVERDİ



  20. asrın en önemli kadın mütefekkir, mutasavvıf ve yazarlarından olan Sâmiha Ayverdi, 1905 yılında İstanbul Şehzadebaşı’nda doğar. Ailesinin geçmişini bir röportajda şu cümlelerle özetler: “Ramazanoğulları’ndanız. Bir ceddim yeniçeri, bir ceddim Macar ellerinde yatan Gül Baba, büyükbabam şehit, babam gazi…”

   Çocukluğu peş peşe gelen harplerle milletin perişan olduğu, yiyecek ekmeğin zor bulunduğu buhranlı bir döneme denk gelen Sâmiha Ayverdi, ilk tahsilini ailesinden alır. Anneannesi, dedesi, anne ve babası onun fikrî, imânî ve ahlâkî şahsiyetinin teşekkülünde mühim rol oynamış kimselerdir. Fatih’teki evleri de devrin seçkin bilim ve sanat adamlarının gelip gittiği bir yerdir. Bu ortamın da onun yetişmesinde tesiri olduğu muhakkaktır.

  Sâmiha Ayverdi, 1921 yılında Süleymaniye Kız Numune mektebini bitirir. Sonraki eğitimleri ise, ilk çocukluk devrinde olduğu gibi, resmî müesseseler dışında gerçekleşir; tarih, tasavvuf, felsefe ve edebiyat alanlarında hususi öğrenim görür, Fransızca dersleri alır, güzel sanatlarla ilgilenir ve keman çalmayı öğrenir.

  İstanbul kültür ve terbiyesini öğrendiği, aynı zamanda da kendini arama, hakikati bulma mücadelesini en yoğun yaşadığı gençlik dönemini geçirdiği evinden, vakitsiz yapılan bir evlilikle ayrılır. On altı yaşında iken bir kaymakamla evlendirilen yazar, rûhen ve fikren anlaşamadığı eşinden Nâdide adında bir kız çocuğu dünyâya getirdikten sonra ayrılır ve evlilik defterini bu sûretle kapatır. Son derece hassas bir ruha sahip, fikir çilesi çeken bir genç kıza niçin böyle bir evlilik uygun görülmüştür ve bu evlilik neden çok kısa sürmüştür, bilinmez. Kendisi de İstanbul terbiyesinin kadına biçtiği tavırla, bu hususta tek kelime konuşmamış ve yazmamıştır. Bitmiştir, o kadar. Sâmiha Ayverdi 21 yaşında yaralı bir genç kadın olarak, bir tanecik kızıyla aile ocağına döner. Annesinin, babasının ve kendisine büyük bir sevgiyle bağlı ağabeyi Ekrem Hakkı Ayverdi’nin yaşadığı eve…

  Çocukluğundan beri yaşadığı fikir çilesi, sancı ve bocalamalar 13 Mart 1927’de verdiği bir kararla sona erer. “Kuşa tek kanatla uçmak nasıl muhal ise, dünyada da yalnız madde ile beslenmek, maddeye dayanmakla huzur ve âsâyiş getirmek öylece imkânsızdı” diyen Sâmiha Hanım, ölünceye kadar kendisine rehberlik edecek hocasını bulur ve seçimini yapar. Fatih’teki Ümm-i Ken’an Dergâhı’nın Şeyhi Kenan Rif’âî’ye intisap eder.

  Daha sonra kalan bütün ömrünü, bu terbiye içerisinde teşekkül eden bir anlayış çerçevesinde okumak, düşünmek ve yazmakla geçirir. Ağabeyi Yüksek Mimar Ekrem Hakkı Ayverdi’nin yanında bir taraftan kızını büyütürken, bir taraftan da kendisini büyük bir mütefekkir-yazar yapacak faaliyetlerini devam ettirir. İslâmî kaynaklara eğilir. Özellikle Doğu edebiyatını tetkik edip Mevlânâ, Muhiddin-i Arâbî, Sâdi, Hâfız-ı Şirâzî’nin tesirilerinde kalır. Batıya da ilgisiz değildir. Dünya fikir ve edebiyat cereyanlarını sürekli takip etmektedir. İlk eserlerini 1938 yılında vermeye başlar. Bu tarihte ilk romanı “Aşk Budur” yayımlanır ve bu eserini diğerleri takip eder. Böylece insan ve cemiyetin her meselesini kucaklayan zengin bir külliyat ortaya çıkar.

  Sâmiha Ayverdi; münevver bir Türk kadını, samimi bir mutasavvıf ve kavî bir yazardır. Türkçeye o derece hâkimdir ve dili öyle güzel kullanır ki; bir gün Türkçe bütünüyle yok olsa onun yazdıklarıyla yeniden inşâ edilebilir.

  İstanbul, onun şahsında mündemiçtir. Hâl ve tavırlarında, konuşmasında, lisanında, bakışında, duyuşunda, tebessümünde âdetâ İstanbul temâşâ edilir. Nezihe Araz bir yazısında bunu şöyle ifade eder: “O, gerçekten İstanbul’u özünde toplamış, İstanbul medeniyetinin, Türkçesinin, estetiğinin, zarafetinin canlı bir temsilcisi olmuş; tasavvuf felsefesini bir yaşama biçimi olarak içine sindirmiş; bütünlenmiş bir temsilci; bir eser-i İstanbul’du.” Murat Bardakçı da bir yazısında Sâmiha Ayverdi’den “İstanbul’da doğmuş, orada büyümüş ve Âsitâne’nin büyülü mânâ muhtevasını keşfetmiş…” tavsifiyle bahseder.

  “İnsanları sevelim ve onlara sevginin icap ettirdiği lütfu, merhameti, şefkati ve dostluğu gösterelim” “İman, ihlâs ve aşkın dünyada tasarruf eden tek kudret olduğunu şu insanoğlu bir bilse, ne nizâ kalır ne kavga...” diyen, yüreği kuvvetli bir iman ve insan sevgisiyle dolu, ömrünü Türk-İslâm kültürünün yeniden neşv ü nemâ bulmasına adayan bu İstanbul hanımefendisi, 22 Mart 1993 günü Hakk’ın rahmetine yürür. Merkez Efendi haziresinde medfun bulunan mürşidi Kenan Rifaî Hazretlerinin ayak ucu tarafına sırlanır.
© Copyright 2015 T.C. İSTANBUL VALİLİĞİ
Bu e-posta, İstanbul Valiliği e-bültenine abone olduğunuz için size ulaştı.
Aboneliğinizi sonlandırmak isterseniz lütfen tıklayınız.
Facebook Twitter Google+ T.C. İstanbul Valiliği