2017 / 15  E-Bülten
GERİ
HALİL İNALCIK

"Şeyhü'l-Müverrihin”, yani Tarihçilerin Şeyhi, Hocaların Hocası Halil İnalcık, 100 yaşına yalnızca 40 gün kala hayata gözlerini yuman, arkasında sayısız eser ve öğrenci bırakan, Türk halkı için son nefesine kadar özverili bir şekilde hizmet sunan ünlü tarih profesörü ve bilim adamıdır. 20. yüzyılın başlarında Türkiye’de doğmuş olmasına rağmen hayatının 20 yılını Amerika’da geçiren İnalcık, sayısız üniversiteden fahri doktora unvanına sahiptir. Özellikle Osmanlı tarihi hakkında yaptığı çalışmalar ile ön plana çıkan İnancık, Türk tarihinin yurt dışındaki en bilinen öğretmenlerinden biridir.

Pek çok dile çevrilmiş olan 1974 yılında kaleme aldığı Osmanlı İmparatorluğu’nun 300 yıllık bir dönemini anlattığı kitabı; “The Ottoman Empire Classical Age 1300-1600”, İngiltere’de ve İngilizce olarak yazılmış olmasına rağmen neredeyse dünyanın her yerindeki üniversitelerde ders kitabı olarak kullanılmaktadır. İsmail Safa Bey’in vefatı üzerine annesi elde kalan eşyalarını orada satarak çocuklarıyla İstanbul’a döner ve aile için hayatları boyunca devam edecek geçim sıkıntısı başlar. İlköğrenimine devam ederken sağ kolunda ortaya çıkan kemik veremi yüzünden kendini çok küçük yaşta doktorların, hasta bakıcıların ve ilâç kokularının arasında bulur. Kendisine en fazla basılan ve en beğenilen eserini yazdırır bu hastalık. Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, adını son ameliyatı için yattığı servisten alır. 1910’da başladığı Vefa İdâdîsi’ni bu hastalık ve ailesinin geçim zorlukları sebebiyle bırakmak zorunda kalır. Babasının yakın arkadaşlarından Abdullah Cevdet’in hediye ettiği Petit Larousse’u ezberleyerek başladığı Fransızca’sını ilerletirken edebî eserlerin yanı sıra tıp, psikoloji ve felsefe kitaplarına da ilgi duyar. 1914’te tiyatro eğitimi almak için Dârülbedâyi imtihanlarına girer fakat başarılı olmasına rağmen devam edemez. Savaş şartlarında geçim sıkıntısı artan annesinin yükünü hafifletmek için Posta-Telgraf Nezâreti’nde göreve başlatılır. Ardından Boğaziçi’ndeki Rehber-i İttihad Mektebi’ne muallim olarak girer.

Halil İnalcık dünyaca ünlü profesör ve bilim adamı kimliğinin yanı sıra son derece pozitif ve hayat dolu bir insandır. Zaten 100 yıllık uzun ömrünü de bu enerjisine borçludur. Ölümünün ardından hakkında anlatılan hikâyelere göre 93 yaşındayken dahi, ders vermek için gittiği okuluna yürüyerek giden, araba ile onu almak isteyenleri reddeden bir insandır.

Klasik müziğe olan tutkusu ve sadece tarihe değil aynı zamanda sanata olan düşkünlüğü de bilinmektedir. Özellikle kendi kişisel arşivi için pek çok şiir kaleme alması, onun çok yönlülüğünü vurgulamaktadır. Kendisi neredeyse tüm dünya tarihçileri tarafından en büyük Osmanlı tarihçisi olarak kabul edilmiştir. Yaşadığı süreç içerisinde siyasi duruşu, devlet politikası hakkındaki görüşleri gibi politik sebeplerden ötürü eleştirilerin hedefinde olmuş olsa da, her daim bilgisi ve kattıkları ile hatırlanacak olan dev bir bilim insanıdır.

Halil İnalcık, 7 Eylül 1916’da İstanbul’da doğar. Babası Kırım göçmenlerinden Seyit Osman Nuri Bey, annesi Ayşe Bahriye Hanım’dır. İlk tahsilini 1923-1930 arasında Ankara Gazi Mektebi’nde yapan İnalcık, orta öğretimine bir yıl Sivas Muallim Mektebi’nde devam eder. Lise eğitimi için Balıkesir’e giden İnalcık, üniversite öğrenimine 1935 yılında başlar. Ankara Üniversitesi Dil, Tarih ve Coğrafya Bölümüne başlayan İnalcık, Fuat Köprülü’nün derslerini yakından takip eder. Kısa süre içerisinde Köprülü’nün dikkatini çekerek, onun takdirini kazanır. 1940’ta mezun olan İnalcık, Timur üzerinde hazırladığı bir seminerle Fuad Köprülü’nün dikkatini çeker, onun takdir ve tavsiyesiyle 30 Nisan 1940’da AÜDTCF Yeni Çağ Kürsüsü’ne ilmî yardımcı tayin edilir. Daha sonraki yıllarda önce doktora ardından doçent olan İnalcık, 1945 yılında çalıştığı okuldaki meslektaşı olan Şevkiye Işıl Hanım’la evlenir.

1947 yılında Türk Tarih Kurumu üyeliğine seçilir. Bir süre Columbia Üniversitesi’nde eğitim veren İnalcık bu süre içinde yurt dışında sayısız kongreye katılır.

1950’lerden beri yayınları ve öğretim faaliyetleriyle adı dünya tarih çevreleri tarafından yakından izlenen İnalcık, 1972’de Chicago Üniversitesi tarafından imtiyazlı profesör önerisiyle bir davet alır. Daveti kabul eden İnalcık, Tarih Bölümü’nde profesör olarak çalışmaya başlar. 1973’te İngiltere’de The Ottoman Empire: the Classical Age, 1300–1600 (London: Weidenfeld and Nicolson) adlı eserini yayımlar. Bu sentez eseri, yedi Balkan diline ve Arapçaya tercüme edilmiştir. Bugün seçkin dünya üniversitelerinde okutulan temel eserler arasındadır. Aynı yıl Cumhuriyet’in kuruluşunun 50. yıldönümü münasebetiyle Chicago Üniversitesi’nde Prof. Fahir İz ile birlikte İstanbul: Crossroads of Civilisations and Cultures konferanslarını düzenler.

1972 ile 1992 yılları arasında 20 yıl boyunca Amerika’da çalışır ve yaşar. Halil İnalcık 1986’da yaklaşık 15 yıldan beri çalışmakta olduğu Chicago Üniversitesi’nden emekli olur. Aynı yıl Boğaziçi Üniversitesi Prof. İnalcık’a fahri doktora verir. 1989’da eşi Şevkiye Hanım’ı kaybeder. 1990–92 arasında Harvard ve Princeton üniversitelerinde misafir profesör olarak dersler veren İnalcık, 1991’de Türk tarih ve kültürüne yaptığı katkılardan dolayı Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı tarafından Yüksek Hizmet Madalya ve Diplomasına layık görülür.

1993 yılı sonrasında yeniden Türkiye’ye dönen İnalcık, pek çok üniversiteden fahri doktora alan ve neredeyse en çok fahri doktorası bulunan bilim insanlarından biridir. Halil İnalcık bir asıra yakın hayatı boyunca birçok ödülün sahibi olur. Boğaziçi, Selçuk, Atina, Uludağ, Chicago Üniversiteleri ile Hebrew University of Jerusalem ve University of Bucharest’ten fahri doktora unvanı alır.

Sosyal bilimler alanında en başarılı 2000 bilim insanı arasında gösterilen İnalcık 25 Temmuz 2016’da Ankara’da uzun süre tedavi gördüğü hastanede vefat eder. Dünyanın en ünlü Osmanlı tarihçilerinden biri olması sebebiyle, İnalcık'ın cenazesi Bakanlar Kurulu kararı ile Fatih Sultan Mehmet'in de türbesinin bulunduğu, Osmanlı döneminde protokol mezarlığı olarak kullanılan Fatih Camii Haziresi’ne defnedilir.

Halil İnalcık Türkçe eserler vermiş olmasının yanında, sayısız İngilizce eseri de kaleme almıştır. Zaten bu nedenle Türk ve Osmanlı tarihini yurt dışına bu denli duyurabilmeyi başarmıştır. Hiç şüphesiz eserleri içinde en büyüğü 1974 yılında Londra’da kaleme aldığı “The Ottoman Empire: 1300-1600”dır. Eserin en iyi özelliği tamamen objektif bir dille yazılmış olmasıdır. Kitap bu güne kadar 7 Balkan diline ve Arapçaya çevrilmiştir. Kitabın yayımlanmasından neredeyse 30 yıl sonra, 2003 yılında Ruşen Sezer tarafından Türkçeye çevrilerek Türk halkının da faydalanabileceği altın bir kaynak haline gelmiştir.

Hayatı boyunca 25 kitap ve 310’dan fazla makale yazan Halil İnalcık, eserlerini genellikle Osmanlı’nın siyasal tarihine yönelik olarak hazırlamıştır. Araştırmalarını son derece titizlikle yürüten İnalcık’ın eserleri hala dünyanın pek çok yerinde ders kitabı olarak okutulmaktadır.

2004 yılında İlber Ortaylı, hocasıyla ilgili şu yazıyı kaleme alır:
 
“1967 yılında Mülkiye'nin üçüncü sınıfındayken dersine devam etmeye başladık. Gençlik arasında Osmanlı tarihine bir merak uyanmıştı. Bu romantik bir ilgi değildi. Fakir ve kalkınma çabaları içindeki bir ülkenin geçmişi anlamaya yönelişidir diyebiliriz. 1968 döneminin Mülkiyelileri Halil İnalcık hocanın dersinin müdavimiydi. Sadece Osmanlı İdare Tarihi'nin değil; hocanın tartışmalı olarak düzenlediği İnkılap Tarihi derslerinin de alışılmışın üzerinde ziyaret edildiği açıktır. 1967-69 yılları Mülkiye'nin politikacı ve üniversite hocası kuşağıdır. Bu kuşak Halil İnalcık hoca ile Osmanlı tarihi öğrenmiştir. Bildiklerimiz ve bileceklerimiz ayrı bir süzgeçten geçiyordu. Üç kıtadaki imparatorluğun kurumlarını ve işleyişini hiçbir tarih kitabında ve dersinde böyle öğrenemezdik. Ağır ağır İstanbul Edebiyat Fakültesi'nden geçme bir üslupla konuları anlatır; duymadığımız ama bilmemiz gereken tarihçilerin ismini yazar ve bizi tarihçiliğin mutfağına yöneltirdi.

Türkiye tarihçiliği, Profesör İnalcık'tan önce Köprülü ve Barkan gibi isimlerle beynelmilel standartlara ulaşmıştı. Bunu her yerde görmek kuşkusuz insana gurur veriyordu. Sonraki yıllarda Balkanlı tarihçilerle temasım oldu; İnalcık ismi geçince bazıları saygıyla bazıları hırsla bakıyordu. Ama tenkit edebilenine rastlamadım. "Balkan fetihleri" üzerindeki Bulgar tarihçi Dimiter Angelof'un milliyetçi ve sözde Marksist tezi onun çalışmalarıyla bertaraf edilmişti. Ona göre, Balkanlar bir içtimai ve kültürel fethe konu olmuştu. Nikolay Todorov dahi, İnalcık'ın çağdaşı olarak bu teze yaklaşmış görünüyor. İnalcık'ın eserleri ve çalışmaları zikredilmeden Osmanlı tarihi üzerinde hiçbir kitap ve makale kaleme alınamaz olmuştur; halen de öyledir.”

© Copyright 2015 T.C. İSTANBUL VALİLİĞİ
Bu e-posta, İstanbul Valiliği e-bültenine abone olduğunuz için size ulaştı.
Aboneliğinizi sonlandırmak isterseniz lütfen tıklayınız.
Facebook Twitter Google+ T.C. İstanbul Valiliği