2017 / 16  E-Bülten
GERİ

ORHAN SEYFİ ORHON
 
Gidiyor, rast gelmez bir daha tarih eşine;
Gidiyor on yedi milyon kişi takmış peşine!

Gidiyor, sonsuz olan kudreti sığmaz akla;
Gidiyor, göğsünü çepçevre saran bayrakla.

Gidiyor, izleri üstünde birikmiş yaşlar;
Gidiyor, yerde kılıçlarla eğilmiş başlar.

Gidiyor, harbin o en korkulu aslan yelesi;
Gidiyor, sulhun ufuklarda yanan meşalesi!

Yine bir devr açacakmış gibi en başta o var;
Haykıran seste o var, sessiz akan yaşta o var.

Siliyor ruhunun ulviliği fani etini,
Çiziyor ufka batan bir güneşin heybetini.
 
Büyüyor, gökten inip toprağa yaklaştıkça;
Büyüyor gitgide gözlerden uzaklaştıkça.


İstanbul Çengelköy’de doğar. Babası Miralay Mehmet Emin Bey, annesi Nimet Hanım’dır. Çengelköy Mekteb-i İbtidâîsi’ne bir süre devam ettikten sonra sırasıyla Havuzbaşı Mektebi, Beylerbeyi Rüşdiyesi ve Mercan İdâdîsi’ni bitirir. Yükseköğrenimini a914’te Dârülfünun Hukuk Şubesi’nde tamamlar ve Osmanlı Meclis-i Meb‘ûsanı Kavânîn ve İctimâiyyât-ı Umûmiyye kâtibi olarak memuriyete başlar. 1920’de Meclis-i Meb‘ûsan’ın kapatılmasıyla açıkta kalır. 1922-1946 yılları arasında yayıncılığa başlayarak bacanağı Yusuf Ziya Ortaç ile veya tek başına çok sayıda mizah, edebiyat, fikir, aktüalite ve magazin dergisi çıkarır. Bu arada Harp Akademisi ve Harbiye Mektebi ile Erenköy Kız Lisesi’nde edebiyat dersleri okutur. 1941’de İstanbul Erkek Lisesi edebiyat öğretmenliğine tayin edilir. Bir ara İtalyan Lisesi’nde Türkçe derslerine girer. 1944’te Ankara’da yapılan bir mitingde öğrenci olaylarıyla ilgili görülerek bakanlık emrine alınması üzerine siyasete girmeye karar verir. 1946-1950 döneminde Cumhuriyet Halk Partisi Zonguldak milletvekili, 1965-1969 döneminde Adalet Partisi İstanbul milletvekili olur. Gazetelerde köşe yazarlığı da yapan şair, İstanbul’da vefat eder ve Zincirlikuyu Asrî Mezarlığı’nda toprağa verilir.

Şiire ilgisi Beylerbeyi Rüşdiyesi’nde başlar Orhan Sefyi’nin ve Mercan İdâdîsi’nde devam eder. Edebiyat hocası Celâl Sahir’den teşvik görür. İçine girdiği edebiyat ortamındaki arkadaşlarından Halil Nihat Boztepe’nin etkisiyle eski şairleri tanır, divan edebiyatından zevk almaya başlar. İlk şiir denemelerinde Abdülhak Hâmid ve Tevfik Fikret’in etkisinde kalır. O sıralarda gündeme gelen “terkipsiz lisan” anlayışına ilgi duyar, aruzla terkipsiz Türkçe şiir yazma denemelerine girişir. 1909’da Kehkeşan dergisinde görünmeye başlar, 1910’da Hıyâban dergisini çıkarır. Şehbâl ve Safahat-ı Şi‘r ü Fikr dergilerinde yer alır. Bu ilk dönem şiirlerinden özellikle “Fırtına ve Kar” onun tanınmasını sağlar. Terkipsiz fakat eski kelimelerin yer aldığı şiir dilinden Ziya Gökalp’in uyarılarıyla halkın diline, vezinde ise aruzdan heceye geçer; bu yoldaki ilk denemelerini Türk Yurdu ve özellikle Yeni Mecmua’da yayımlar. 1919’da çıkan “Peri Kızıyla Çoban Hikâyesi” heceyle sade Türkçe şiir anlayışının başarılı örneklerinden biri kabul edilir.

1918-1922 yılları arasında Türk Kadını, Şair, Büyük Mecmua, Servet-i Fünûn, Ümit ve Yarın dergilerinde şiir ve yazılarıyla görünen şairin dönemin diğer bazı dergi ve gazetelerinde de imzasına rastlanmaktadır. 1922’de yayımlanan Gönülden Sesler kitabı beklentilerini karşılamayınca şiiri ikinci plana atar, Aydede ve Âyine dergilerinde başladığı mizah yazarlığını 1922’de Yusuf Ziya ile beraber çıkardıkları Akbaba’da sürdürür. Papağan ve Yeni Kalem adlı mizah, Resimli Dünya adlı çocuk ve magazin dergileriyle, edebiyat ve sanat içerikli Güneş’i neşreder, bir süre Karagöz’ün yayım sorumluluğunu da üstlenir. Kendi başına ve Yusuf Ziya ile birlikte 1932-1938 yılları arasında Edebiyat Gazetesi, Hızlanış, Ayda Bir, Her Ay, Her Şey gibi edebî ve ilmî içerikli dergi teşebbüslerinden sonra 1941-1944 yılları arasında yayımladığı Çınaraltı, Türkçü edebiyat ve düşünceyi çatısı altında toplayan önemli yayın organlarından biri olur. Son olarak 1945’te Yeni Çağ’ı çıkarır.

1930 öncesinde Milliyet’te başladığı gazete yazarlığına 1945’te Tasvir’deki yazılarıyla tekrar dönen yazarın Cumhuriyet ve Ulus gazetelerinde de imzasına rastlanır. 1950’li yıllarda Demokrat Parti saflarına geçtikten sonra bu partiyi destekleyen Zafer ve Havadis gazetelerinde yazılarını sürdürür. Son olarak 1 Mart 1962’de Son Havadis gazetesinde başladığı günlük yazılarını ölümüne kadar devam ettirir. Şairin yirmiden fazla şiiri değişik bestekârlar tarafından bestelenmiştir.

Orhan Seyfi Orhon, Türk şair, gazeteci, yazar, yayımcı, siyaset adamı ve Türk edebiyatı tarihine Beş Hececiler olarak geçmiş edebi topluluğun şairlerinden birisidir.

Başta Akbaba mizah dergisi ve Çınaraltı fikir ve sanat dergisi olmak üzere pek çok dergi çıkarmış ve adı Çınaraltı dergisi ile özdeşleşmiş bir yayımcıdır.

Orhan Seyfi Orhon, özellikle on dokuzuncu yüzyılın sonlarındaki siyasî arayışların etkisiyle millî bir bilincin oluşmaya başladığı dönemden itibaren, II. Meşrutiyet dönemini, Cumhuriyet dönemini, Tek Parti dönemini ve son olarak da çok partili dönemi yaşamış bir şair ve yazarımızdır. Bu uzun hayatında, tarihî kırılmalarla beraber edebî anlayışların değişim ve gelişimlerine de şahit olur. Sosyal, kültürel ve siyasî alanlardaki hızlı değişmeler, diğer bütün aydınlar gibi onun da edebî ve siyasî hayatına yansır. Orhan Seyfi, dönemin Türkçü aydınlarıyla tanışmasından sonra Türkçülüğü benimsediğinden, siyasî ve edebî hayatına bu fikir çerçevesinde yön verir. Bazen Yusuf Ziya Ortaç’la beraber çıkardıkları, bazen de kendisinin çıkardığı dergilerle, millî değerlerin sahiplenilmesi ve edebiyatta da bu yönde ürünler ortaya konmasında büyük katkılar sağlar.

Diğer şair ve yazarlarla bazı konularda girdiği münakaşalarda, siyasî anlaşmazlıkların yanı sıra, onun bu ideolojik tarafıyla şekillenen edebî anlayışının da büyük payı vardır. Orhan Seyfi Orhon, eserlerinde Türkçeyi sade ve anlaşılır bir biçimde kullanan şair ve yazarlarımızdan biri olarak edebiyat tarihindeki yerini almıştır. Onun, Türkçülüğü benimsemiş diğer şairlerle beraber millî edebiyat akımının yerleşmesindeki gayretleri azımsanamaz. Nihad Sami Banarlı, şairin Gönülden Sesler adlı şiir kitabına yazdığı “Orhan Seyfi Orhon Hayatı, Şiiri ve Türkçesi” başlıklı girişte, onun dilimize hizmetleri hakkında şunları söyler: “Ziya Gökalp devrindeki Millî Edebiyat Cereyanı’na mensup şairin Türk diline hizmeti vardır. Orhan Seyfi, son asır Türk edebiyatında bu hizmeti bilerek, isteyerek, severek yapan, bu yolda uydurma Türkçeye başvurmadan muvaffak olan, Türkçeyi iyi anlayan dil ıslahatçıları arasındadır.”

Orhan Seyfi hakkındaki kapsamlı çalışmasında Ali Donbay, onun Türk şiirindeki yeri hakkında şunları ifade eder: ”Bize göre Orhan Seyfi’nin Türk şiirindeki yeri öncelikle Türkçeyi kullanışından kaynaklanır. O ve arkadaşları, bir başka deyişle ilk hececi şairler, yeni Türk şiir dilinin kurucuları olmuşlardır.”

“Veda Busesi”, Türk sanat müziğinin şüphesiz en bilinen, en çok sevilen şarkılarından biri... Yusuf Nalkesen tarafından 1951 yılında Muhayyer Kürdî makamında bestelenen bu içli şarkının sözleri Orhan Seyfi Orhon'a ait.

Şairin 11'li hece ölçüsü ile kaleme aldığı "Veda" isimli bu ünlü şiirin hikâyesi ise şöyle anlatılmakta: Orhan Seyfi, bu şiirini kanserden vefat eden kızı için yazmış. Şöyle ki: Ölümünden hemen önce kızı, babasından "gidişine ağlamaması" konusunda söz istemiş, o da söz vermiş. Ama baba kalbi, o anda verdiği sözü tutamamış ve kızı ile arasında geçen o son anları şiire dökmekten kendini alamamış. Bu içli mısralar da işte böyle bir acının ardından yazıya dökülmüş ve ölümsüzleşmiş...

Hani, o bırakıp giderken seni
Bu öksüz tavrını takmayacaktın?
Alnına koyarken vedâ busemi,
Yüzüne bu türlü bakmayacaktın?

Hani, ey gözlerim bu son vedâda,
Yolunu kaybeden yolcunun dağda,
Birini çağırmak için imdada
Yaktığı ateşi yakmayacaktın?

Gelse de en acı sözler dilime,
Uçacak sanırım birkaç kelime...
Bir alev halinde düştün elime,
Hani, ey gözyaşım akmayacaktın?


© Copyright 2015 T.C. İSTANBUL VALİLİĞİ
Bu e-posta, İstanbul Valiliği e-bültenine abone olduğunuz için size ulaştı.
Aboneliğinizi sonlandırmak isterseniz lütfen tıklayınız.
Facebook Twitter Google+ T.C. İstanbul Valiliği