2017 / 17  E-Bülten
GERİ
KLÂSİK ŞİİRİN SON BÜYÜK TEMSİLCİSİ:
ŞEYH GALİB

Ey dil ey dil niye bu rütbede pür gamsın sen
Gerçi vîrâne isen genc-i mutalsamsın sen
Secde-fermâ-yi melek zât-ı mükerremsin sen
Bildiğin gibi değil cümleden akvâmsın sen
Rûhsun nefha-i Cibril ile tev’emsin sen
Sırr-ı Hak’sın mesel-i İsi-i Meryem’sin sen

Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen


Klâsik şiirimizin son büyük temsilcisi, Hüsn ü Aşk’ın şairi, avize gibi renk ve ışık dolu mısraların sahibi Şeyh Galib, 1757’de İstanbul’da Yenikapı Mevlevîhânesi yakınlarındaki bir evde dünyaya gelir. Doğumuna “eser-i aşk” ve “cezbetu’llah” terkipleri tarih düşürülür, kendisine mevlevîhânenin şeyhi Kûçek Mehmed Dede ile halefi Seyyid Ebûbekir Dede’nin tavsiyesiyle Mehmed Esad adı konulur. Dedesi Mevlevî olduğu gibi babası Mustafa Reşid Efendi de Peçuylu Ârif Ahmed Dede’den inâbe almıştır. Annesi Emine Hatun’dur. Divanında ve Hüsn ü Aşk’ında belirttiğine göre ilk eğitimini babasından alır. 1780’de Galata Mevlevîhânesi’ne şeyh olan Hüseyin Efendi’den istifade eder. Arapçayı Hamdi Efendi’den, Farsçayı Hoca Neş’et’ten öğrenir. Neş’et Efendi kendisine “Esad” mahlasını verdiyse de dönemin Esad isimli şairleriyle karıştırılmaması için daha sonra “Galib” mahlasını kullanmaya başlar.

Dîvân-ı Hümâyun Kalemi’nde bir müddet çalıştıktan sonra ailesinin pek tasvip etmemesine rağmen 1784’te Konya’ya gidip Mevlânâ Dergâhı’nda çileye girer ve Çelebi Seyyid Ebûbekir Efendi’nin sohbetlerinde bulunur. Babası Mustafa Reşid Efendi oğlunun İstanbul’dan ayrılmasına tahammül edemediğinden Çelebi Efendi’ye başvurur, o da genç dervişi İstanbul’a gönderir. Galib çilesini 1787’de Yenikapı Mevlevîhânesi’nde tamamlayarak “dede” olur. Daha sonra Ali Nutkî Efendi’den hilâfet alır. 21 Mart 1790’da Yûsuf Sîneçâk Dede’nin Sütlüce’deki türbesi yanında bir ev satın alarak buraya yerleşir.

Galata Mevlevîhânesi şeyhi Halil Nûman Dede’nin görevinden azli üzerine yerine Konya Şems Dergâhı türbedarı Şemsî Dede tayin edilirse de İstanbul’a gelirken Kütahya’da vefat ettiğinden 1791’de Konya Âsitânesi şeyhi Mehmed Emin Çelebi’nin emirnâmesiyle 11 Haziran 1791’de Galata Mevlevîhânesi şeyhliği Galib Dede’ye verilir. Bu tayin dolayısıyla III. Selim’le olan dostlukları gelişir. Galib Dede aynı zamanda Türk mûsikisi bestekârı olan, “İlhâmî” mahlasıyla şiirler yazan ve hat sanatıyla da uğraşan hükümdara Galata Mevlevîhânesi’nin tamiri için bir kaside takdim edince padişah onun arzusunu yerine getirerek tekkeyi tamir ettirir.

4 Ağustos 1792 tarihinde yapılan ilk mukabele vesilesiyle Şeyh Galib’in kaleme aldığı on sekiz beyitlik tarih manzumesi Galata Mevlevîhânesi’nin kapısına yazılır. Hükümdarın tekke ve Şeyh Galib’le alâkası 1793’te mevlevîhâneye bir şadırvan, 1794’te semâhâne içine bir mahfel-i Hümâyun yaptırmasıyla devam eder, ayrıca 1795’te semâhâneyi yeniden tamir ettirir. Şeyh Galib’in bunlar için kaleme aldığı tarih manzumeleri divanında yer almaktadır. Semâhâne için yazılan dokuz beyitlik tarih manzumesi binanın kapısına da yazılmıştır. Ayrıca Humbarahâne-i Cedîd’de yapılan Yenicami’deki mesnevîhanlık da Şeyh Galib’e verilir ve padişah burada icra edilen mukabelelere genellikle katılır.

Şeyh Galib ile padişah arasında çok özel bir dostluk ve muhabbet oluşur. III. Selim bir dostluk nişamesi olarak 3000 lira sarf ederek Şeyh Gaib’in divanını tezhip ettirir, buna mukabil Şeyh Galib de padişah için defalarca kaside yazar ve onu şiirleriyle yüceltmeye çalışır.

Rivayete göre beyaz bir cilde sahip olan Şeyh Galib’i Sultan Selim “Pamuk Şeyhim” diye sever, hatta sohbetlerinin akabinde istirahat lüzumu duyunca dizine yatar. Galib’in ııı. Selim’in kız kardeşi Beyhan Sultan’a âşık olduğu ve aşkını sultana bildiremediği de rivayet edilir.

1794’te annesi Emine Hatun’un, 1796’da müridi ve “yâr-ı gār”ı Esrar Dede’nin vefatı Şeyh Galib’i derinden üzer. Esrar Dede’nin 49 yaşındaki erken ölümü, en çok can dostu ve şeyhi Gâlib’i derinden üzer, kedere gark eder. Bu hüznün tesiriyle Şeyh Gâlib, edebiyatımızın en güzel mersiyelerinden biri olan Mersiye Berâ-yı Esrâr Dede’yi kaleme alır.

Kan ağlasın bu dîde-i dürbârım ağlasın
Ansın benim o yâr-ı vefâdârım ağlasın
Çeşm ü dehân u ârız u ruhsârım ağlasın
Başdan başa bu cism-i siyehkârım ağlasın
Ağyârım ağlasın bana hem yârım ağlasın
Gûş eyleyen hikâyet-i Esrâr’ım ağlasın
Nâdîde bir güher telef etdim dirîg u âh
Hâk içre defnedîp gerü gitdim dirîg u âh


Şeyh Galib’in hastalığına dair çeşitli rivayetler ileri sürülür. En son şiiri olan Hamdullah Efendi’nin verdiği “henüz” redifli Farsça gazele yaptığı nazîrede ölümünün yaklaştığını ima eden beyitler vardır. Şeyh Galib 4 Ocak 1799 tarihinde vefat eder. Ali Enver, Semâhâne-i Edeb’de cenazenin yıkanması sırasında babası Mustafa Reşid Efendi’nin ağlayarak, “Ah oğul! Bu tahtaya o kara sakal yakışmıyor” dediğini nakleder. 42 yaşında vefat eden Şeyh Galib’in kabri, Beyoğlu ilçesinde bugün Divan Edebiyatı Müzesi olarak faaliyet gösteren Galata Mevlevîhânesi bahçesinde, içinde ayrıca dört sandukanın bulunduğu İsmâil Ankaravî Türbesi’ndedir.

Şeyh Galib, Hüsn ü Aşk adlı mesnevisiyle sanatının ve şiir söyleme kudretinin zirvesine ulaşır. Galib, bu eserinin yazılış sebebini; bir mecliste, Nâbî'nin konusunu İranlı şair Şeyh Attâr'dan aldığı Hayrâbâd adlı kitabının övüldüğü, meclistekilerin ona benzer bir eserin yazılamayacağında birleştikleri ve orada bulunanların âdeta kendisine, imtihan mahiyetinde bu çeşit bir eser yazmasını teklif ettiklerini söylemesi üzerine Hüsn ü Aşk'ı yazdığı şeklinde anlatır.

Şeyh Galib, altı ay gibi kısa bir sürede yazdığı Hüsn ü Aşk’ın sonundaki “Fahriyye-i Şâirâne”de şiir anlayışının temel ilkelerini anlatır. Yaşadığı devirde ciddiye alınacak tek şair bile bulunmadığını, kendi bulduğu hazineyi yine kendisinin tükettiğini söyleyerek söz sahasında sultanlığını ilân eden Galib yepyeni bir şiir anlayışı getirmekle kalmaz, geniş ilhamı ve engin hayal gücü sayesinde çok özel bir şiir iklimi kurar ve daha ilk mısralarından itibaren okuyucuyu bir ışıklar ve renkler dünyasına götürür. Tanpınar bu sebeple onun şiirini “avize gibi renk ve ışık dolu” şeklinde tarif eder

Şeyh Galib şiirinin yeniliği, farklılığı ve bünyesinde taşıdığı özellikler sebebiyle gündemden hiç düşmemiş, çağdaşlarından başlayarak günümüze kadar çok sayıda şairi derinden etkilemiştir ve etkilemeye devam etmektedir.

© Copyright 2015 T.C. İSTANBUL VALİLİĞİ
Bu e-posta, İstanbul Valiliği e-bültenine abone olduğunuz için size ulaştı.
Aboneliğinizi sonlandırmak isterseniz lütfen tıklayınız.
Facebook Twitter Google+ T.C. İstanbul Valiliği