2017 / 19  E-Bülten
GERİ

ABDÜLBÂKÎ GÖLPINARLI

Türk tarikatları ve özellikle Mevlevîlik, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Yûnus Emre üzerindeki araştırmaları ile tanınan âlim.

Abdülbâkî Gölpınarlı’nın aslen Gence’li olan ailesi, daha sonra Rusçuk’a yerleşir, büyük babası burada Eytam müdürlüğü yapar, babası Ahmed Âgâh Efendi de Vilâyet Mektubî Kalemi’nde hizmet görür. 1877-1878 Türk-Rus Savaşı sırasında İstanbul’a gelen Âgâh Efendi, burada Dağıstan göçmenlerinden Aliye Şöhret Hanım ile evlenir. Âgâh Efendi Evkaf Nezâreti’nde vazife aldıktan başka Rusçuk’ta iken takdirini kazandığı Ahmed Midhat Efendi’nin maiyetinde ömrünün sonuna kadar onun çıkardığı Tercümân-ı Hakîkat gazetesinde çalışır; burada yıllarca verdiği hizmetten dolayı “şeyhülmuhâbirîn”, “baba” gibi unvanlarla anılır.

Abdülbaki Gölpınarlı 12 Ocak 1900’de İstanbul’da Kadırga semtinde dünyaya gelir. Kendisine başlangıçta dedesinin taşıdığı Mustafa İzzet adı verilmişse de ailenin çocukları çok yaşamadığı için uzun ömürlü olsun diye adı Abdülbaki’ye çevrilir. “Kıyâmî” mahlası ile şiirler yazan büyük babası gibi şairlik tarafı olan babası Âgâh Efendi de kendi gayretiyle Çağatayca ve Farsça öğrenir. Rusçuk’ta iken Bektaşîliğe intisap eden Âgah Efendi, İstanbul’a geldikten sonra ise Nakşî olur.

Kültürlü bir aile muhitinde yetişen, daha yedi sekiz yaşlarında iken Bahariye Mevlevîhânesi’ne devama başlayıp küçüklük çağından itibaren tasavvuf ve tarikat kültürü ile temasa geçen Abdülbaki, Bâbıâli’de Hoca Tahsin Medresesi’ndeki Yûsuf Paşa İlkmektebi’nden sonra özel Menbaülirfan İdâdîsi’nin Rüştiye kısmını bitirip devam etmekte olduğu Gelenbevî İdâdîsi’nin son sınıfında iken 1916’da babasının ölümü üzerine tahsilini bırakarak çalışma hayatına atılmak zorunda kalır. Mezun olduğu Menbaülirfan’da coğrafya ve Farsça hocalığından başka bir ara Vezneciler’de kâğıtçılık ve kitapçılık yapar.

Geçim sıkıntısı çektiğinden dostlarından birinin davetine uyarak 1920’de gittiği Çorum’un Alaca ilçesinde Kenzülirfan İlkmektebi’nde başmuavin, daha sonra da başmuallim olur. 1924’te İstanbul’a gelerek imtihanla Erkek Muallim Mektebi’nin son sınıfına kabul edilir. 1925’te burayı bitirip babasının ölümüyle eksik kalmış devam süresini doldurmak için son sınıfına girdiği İstiklâl Lisesi’nden mezun olur. Bir yandan öğretmenlik yaparken bir yandan da devam ettiği Edebiyat Fakültesi’nde 1930 yılında yüksek tahsilini tamamlar. Konya, Kayseri, Balıkesir liselerinde edebiyat öğretmenliğinden sonra bir ara İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi hâfız-ı kütüblüğünü takiben tekrar Balıkesir’de az bir süre edebiyat ve kısa bir zaman da Gazi Osman Paşa Ortamektebi’nde Türkçe öğretmenliği yapar. Daha sonra Vefa Lisesi’ne tayini çıkar ve bunun ardından iki yıl kadar da Kastamonu Lisesi edebiyat öğretmenliğinde bulunur. Resmî sicil özetinde yer almamakla beraber birçok yerde onun Haydarpaşa Lisesi’nde edebiyat öğretmenliğini sürdürdüğünden söz edilir. Vefa Lisesi’ndeki öğretmenliğinin tarihi de belli değildir.

Gölpınarlı, 1939’da Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’ne ilkin okutman, ardından doçent olarak tayin edilir. Söylenene bakılırsa akademik kariyere geçişi, “Yunus Emre-Hayatı” adlı eseri doktora tezi sayılmak suretiyle gerçekleşir. Bu fakültede Farsça ve metinler şerhi hocalığı yapmakta iken 1942’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ne geçerek burada İslâm-Türk tasavvuf tarihi ve edebiyatı derslerini okutur. 1945 Nisan’ında Marksist faaliyette bulunmak isnadı ile tutuklanıp on ay süren bir yargılanma sonunda beraat ederek 26 Şubat 1946’da görevine döner. 1949’da kendi isteğiyle emekliye ayrılır. Bundan sonra kendini tamamıyla Mevlânâ, Mevlevîlik ve tarikatlarla ilgili araştırmalarına veren Gölpınarlı Hoca, 25 Ağustos 1982’de vefat eder. Kabri Üsküdar’da Seyit Ahmet deresindeki Şiî Mezarlığı’ndadır.

Çok hassas ve farklı bir karaktere sahip olan Abdülbaki Gölpınarlı, küçük yaşlarından başlayarak çeşitli tarikatlara girerse de fazla sebat göstermeden bunlardan ayrılır. Hayatı boyunca birbirinden çok farklı görüş ve cepheleri benimseyebilmiştir. Meselâ Nâmık Kemal’e yaptığı hücumlardan dolayı Nâzım Hikmet aleyhinde yazılmış yazılar arasında en ağır hicviyeyi kaleme alan bir kimse iken sonraki yıllarda Marksist tanınan bir çevre ile yakın ilişkiler kurabilmiştir. Bu da onun değişken mizacı hakkında bir fikir verebilir. Nâzım Hikmet’e karşı yazdığı bu manzume Atsız tarafından, “Bu aşağıdaki şiiri arkadaşım Abdülbaki Gölpınarlı gönderdi. Nâzım Hikmetof Yoldaşa haddini bildiren bu yazıyı da Türkçüler’in duygularına makes olduğu için neşrediyorum” kaydıyla 1935 senesinde yayımlar.

Gölpınarlı’nın araştırma yazılarının büyük bir kısmı çeşitli ilmî yayın organlarında, farklı gazete ve dergilerde neşredilir. Onun yorulmak bilmez çalışmaları ile Türk tarikat ve tasavvuf tarihi üzerindeki bilgiler gelişmiş, Yûnus Emre, Mevlânâ ve Mevlevîlik araştırmaları mühim ilerlemeler kaydetmiştir. Yûnus Emre’nin iptidaî ve güvenilirlikten uzak neşirler seviyesinde kalmış şiirlerinin sağlam metinlerine ilk defa onun sabırlı çalışmaları ile kavuşulmuştur. Bu arada Gölpınarlı’nın Yûnus Emre’yi bâtınî göstermek gibi birtakım zorlamalara girişmekten kendini alamadığı da kaydedilmelidir.

Divan şiirinin en seçme eserlerinden bazılarının metinlerini, açıklayıcı giriş ve notlarla yeni nesillere sunmuş olduğunu da belirtmek gerekir. Bütün bunlardan başka Mevlânâ Celâleddin’in eserleri de günümüz Türkçe’sine onun kalemiyle külliyat halinde kazandırılmıştır. Gölpınarlı’nın zengin ve işlek Türkçe’si, yaptığı bütün tercümeleri asıllarına yakın bir zevkle okunur kılmıştır. Abdülbaki Gölpınarlı’nın büyüklü küçüklü sayısı 114’e varan kitabı ve 400’ün üstünde ilmî makalesi vardır.

“İlim ikiye ayrılır: Zahir ilim, batın ilim. Birincisi cehaleti giderir; ama kibir, kendini beğenme, kin ve hasedin yeşermesine sebep olur; ikincisi nefsin sıfatlarını giderir, af, eziyete tahammül, kötülük edene iyilik, herkesin iyiliğini istemek gibi sıfatların neşv ü nema bulmasına imkân verir. Birinci ilim, evin duvarına işlenen nakış gibidir. İkincisi bu duvarın karşısındaki duvara çekilen cila gibidir. Bu nakış orada daha canlı görünür.”

Gölpınarlı'nun 1945'te yayımladığı Divan Edebiyatı Beyanındadır'da yer alan edebiyat eleştirisi, tartışmalara yol açar. Kitabın savına göre divan edebiyatı İran edebiyatının kötü bir taklididir; toplum sorunlarıyla ilgilenmez, insanları uyuşukluk ve tembelliğe iterek hayalcilik ve kadere boyun eğmeye özendirir. Sonraları divan şiirine daha yumuşak bir tutumla yaklaşan Gölpınarlı Fuzuli Divanı (1948), Nedim Divanı (1951) gibi eserleri yayıma hazırlar.

Şarkiyat biliminin önde gelen isimlerinden olan Abdülbaki Gölpınarlı, İsmail Saib Efendi, Ömer Ferid Kam, Ahmed Naim Bey, Bahariye Mevlevihanesi Şeyhi Hüseyin Fahreddin Dede ve Hoy'lu Hacı Şeyh Ali gibi o devrin en büyük üstadlarından istifade eder.

Şiirlerinde üslup olarak klasik tarzı benimser. Ayrıca fikre ve ince manaya önem verir. En ağır nesirlerinde bile akıcı bir dil kullanır. Konusu hafif olan yazılarında ise cümleler kısa ve kelimeler sadedir.

Abdülbaki Gölpınarlı, başta Yunus Emre olmak üzere Hacı Bektaş Veli, Hayyam, Hafız, Fuzuli, Nedim ve Şeyh Bedrettin’in eserlerini Türkçe ‘ye kazandırmış, her biri alanında hala tek kaynak olan pek çok ürün bırakmış büyük bir ilim adamıdır. Ayrıca, Mevlana Celalettin Rumi’nin bütün eserlerin; Mesnevi Tercümesi ve Şerhi, Divan-ı Kebir, Fihi Ma Fih, Mecalis-i Seba ve Mektupları gibi Türkçe ’ye çevirdiği gibi, Mevlâna Celaleddin ve Mevlana’dan Sonra Mevlevilik adlı kitapları yazmış; Mevlana ve tasavvuf üzerine pek çok yazılar kalem almıştır.

Çok hassas ve farklı bir karaktere sahip olan Gölpınarlı’nın sık görüş değiştirmesine ilişkin verilen örneklerden biri de, Marksist faaliyetlerde bulunmak suçundan yargılanmasıdır. On ay süren yargılanmanın ardından mahkûm olmaz, beraat eder. Murat Bardakçı’nın yazdığına göre, mahkemede kendini savunurken şu cümleleri kurar: “Buna imkân var mıdır? Mütedeyyin bir adam, materyalizm esasına dayanan komünizmi kabul etmesi şöyle dursun, böyle bir maddiye mesleğine meyil dahi edemez.”

Bardakçı da, Gölpınarlı’nın Mevlevilik, Bektaşilik, Melamilik bağlamında bir dönüşüm geçirdiğini belirterek onun ‘sübjektif’ kişiliğinin oldukça renkli olduğunu söyler ve Abdülbâkî Hoca’yı şu cümlelerle anlatır: “Onu çocukluğundan, ilk gençliğinden itibaren tanıyanlar, bir özelliğine her zaman dikkat çekmişlerdir: ‘Artist ruhlu’ oluşundan, monoton hayattan sıkılınca her an yeni bir şeyler arayıp bulduğu her yeniliğin peşinden koşmasından…” Bardakçı, kendisinin de bunu gizlemediğini vurgulayarak Gölpınarlı’nın kendini tarif ettiği şu sözlerini paylaşır bizlerle: “Çalmadığım kapı kalmadı. Önce Bektaşî oldum, başka başka kapıları da çaldım; icazetler, hilâfetler bile aldım… Hatta dinsiz bile oldum bir ara… Ama bunları iyi ki yapmışım yoksa bugünkü halime gelemezdim…”

Gölpınarlı, uzun yıllar bekâr kaldıktan sonra evlenir ancak, bu evliliği, kısa sürer; kendisi, bir yıl evli kaldığını, buna karşılık on üç yıl nafaka ödediğini anlatır, “Evlendim, boşadım, adını da, tarihini de unuttum; bir daha da evlenmeye niyetim yok!” der ve bir daha da evlenmez.

Gölpınarlı, doğumu ve yetişmesi itibarıyla Osmanlı kültür bereketinin ürünü bir âlimdir. Muztariptir, yalnızdır ve kara cahillerle sürekli savaş halindedir. 1950’li yıllarda, İstanbul’da yapılan Türk kültür mirasının tahribinden büyük acı duyar: “Bilmem ki milliyet nedir, milli duygu nerededir? … İşte biz ve tarihimiz, işte milliyet anlayışımız, işte, işte ve yine işte…”

Sevmediği kimseleri eleştirirken çok sert ve acımasızdır; okumadan yazanları, düşünmeden hüküm verenleri de ‘kitap tanımazlar’ yaftasıyla cahiller ve imana ermemişlerin kervanına dâhil eder Gölpınarlı. Doğan Hızlan ise şu tespitlerde bulunur Hoca için: “-Heyecan adamıydı Gölpınarlı. Bir akşam bakardınız bir sohbet masasında, o gün bir kitapta bulduğu yanlışı tadını çıkara çıkara anlatırdı; yanlışı yapan da, sövgüden nasibini alırdı.- Gerçekten de Gölpınarlı, okumadan yazan, düşünmeden söyleyen, bilmediğini bilmeyen kişilerle amansız bir kavga içine girerdi.”

© Copyright 2015 T.C. İSTANBUL VALİLİĞİ
Bu e-posta, İstanbul Valiliği e-bültenine abone olduğunuz için size ulaştı.
Aboneliğinizi sonlandırmak isterseniz lütfen tıklayınız.
Facebook Twitter Google+ T.C. İstanbul Valiliği