2017 / 3  E-Bülten
GERİ
İSTANBUL’UN TARİHİ SEMTLERİ: ADALAR


  Marmara Denizi'nin kuzeydoğu kesiminde yer alan ve kısaca Adalar olarak anılan takımadadır. Büyüklü küçüklü 9 ada ve kıyıya yakın iki kayalıktan oluşur. İstanbul ilinin bir ilçesini oluşturan Adaların beşinde Büyükada, Heybeliada, Burgazada, Kınalıada ve Sedefadası yerleşim vardır. Sivriada, Yassıada, Kaşık Adası ve Tavşan Adası'nda ise sürekli ve düzenli yerleşim bulunmamaktadır. Adalar, tarih boyunca çeşitli kaynaklarda ve dönemlerde çeşitli adlarla anılmıştır. Bunların en yaygını Batı kaynaklarının kullandığı "Prens Adaları"dır. Bu ad adalara, Bizans döneminde soyluların, prenslerin, patriklerin hatta imparatorların sürgün yeri olarak kullanıldıkları; kimi kaynaklara göre de, Bizans İmparatoru II. Justin 567'de Büyükada'da görkemli bir saray ve manastır yaptırdığı için verilmiştir.

  Adalar, tarih sahnesinin aydınlığına asıl Bizans döneminde ve Bizans kaynaklarıyla girer. Roma İmparatoru Constantinus'un 330'da İstanbul'u başkent yapmasından sonra adaların hem sürgün yeri hem de manastırlar bölgesi olarak kullanıldığı, ayrıca burada Roma tapınakları bulunduğu, Bizans dönemindeki manastırların bu tapınakların üzerine kurulduğu, bölgeye ait Bizans kaynaklı ilk bilgilerdir. Adaların Bizans tarihinde önem kazanması 567'de İmparator II. Justin'in, o dönemlerde Megale (Büyük) denen Büyükada'da bir saray yaptırmasıyla başlar. Adalarda, bu tarihten sonra art arda manastırlar, kiliseler inşa edildi.

  Adaların Osmanlı egemenliğine geçmesi 1453'te II. Mehmed'in İstanbul kuşatması sırasındadır. Kentin kuşatılmasından bir süre sonra donanma ile adalar önüne gelen Kaptan-ı Derya Baltaoğlu Süleyman Bey, kendiliklerinden teslim olan Kınalıada, Burgazadası ve Heybeliada'yı almış, kale ile çevrili Büyükada da güçlü bir direnişten sonra düşmüş ve adalar İstanbul'dan 42 gün önce fethedilmiştir. Fetihten sonra manastırlar boşaltılmış, adaların Rum halkının çoğu buralardan göçmüş, bölge bir süre canlılığını yitirmiş, daha sonra keşişler yavaş yavaş eski yerlerine dönmüşler; Osmanlı döneminde patrikhaneye adalarda toprak kullanım ve mülkiyet hakları verilmiş ve adalar, eskiden olduğu gibi, manastırların ağırlık taşıdığı köy yapılarını sürdürmüşlerdir.

  Adalar tarihinden aldığı görkem ve görüntüsüyle de günümüzde hala birçok insan tarafından merak edilen ve ziyaret edilen bir ilçemizdir.

  BÜYÜKADA;



  Plajları, tarihi konakları, faytonları, ünlü Roma Dondurmacıları ve daha nicesiyle adaların en büyüğü ve en çok gezilen adasıdır. Adanın en yüksek tepesinde Aya Yorgi Kilisesi ve Aya Yorgi Manastırı bulunmaktadır. İsa Tepesi'nde ise Hristos kilise ve manastırı ile Rum Yetimhanesi bulunmaktadır. Rum Yetimhanesi'nin binası harabe olmasına rağmen halen dünyanın en büyük ahşap monoblok yapılarındandır. Büyükada'da bulunan 4 camiden mimari bakımdan en dikkat çekeni II. Abdülhamid tarafından yaptırılan Hamidiye Camii'dir. Mimari açıdan Batı etkisinde inşa edilmiştir.

  Adalar müzesi, İstanbul’un ilk çağdaş kent müzesi olan Adalar Müzesi, Adaların oluşumundan bugüne gelen hikâyesini yüzlerce obje, 20 bin belge, 6 bin fotoğraf, yüzlerce belgeleme çekimi, film ve sözlü tarih kayıtlarından oluşan kuruluş koleksiyonu ile ziyaretçilerine sunmaktadır. Müze özellikle Adaların kentsel tarihine odaklanan Osmanlıca belge arşivine sahiptir. Adalar Müzesi'nin misyonu, Adalar’ın tarihi, kültürel ve doğal zenginliklerinin tanınmasını sağlamaktır.

  HEYBELİADA;



  Adanın en göze çarpan yapıları arasında olan Deniz Lisesi dönemin kaptan-ı deryası Cezayirli Hasan Paşa tarafından yapımı başlatılmış 1773 yılında hizmete girmiştir. Mühendishane-i Bahr-ı Hümayun olarak açılan yapı halen deniz lisesi olarak hizmet vermektedir. Hüseyin Rahmi Gürpınar Müze Evi ise Cumhuriyet dönemi yazarlarından Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın yaklaşık 30 yıl yaşadığı evdir. Giriş ücretsiz olup 1945 yılından bu yana yazarın eserlerinin el işlerlinin ve özel eşyalarının sergilendiği bir müze ev şeklinde restorasyonu yapılmıştır.   

Bir ada sakinlerinden olan İsmet İnönü’nün yıllarca ikamet ettiği köşk kısa bir süre Atatürk tarafından da kullanılmıştır.İnönü Vakfı tarafından müzeye çevrilmiştir. İçerisinde ailenin yaşamına tanıklık eden birçok tarihi eser bulunmaktadır.   

Aya Yorgi (Saint Georges) Uçurum Kilisesi ise Büyükada cephesinde sanatoryum yolu üzerinde bulunan yapı yüksek falezlerin üzerinde bulunması nedenle uçurum kilisesi olarak adlandırılmaktadır. Aya Yorgi kilisesinin hemen önündeki yol üzerinde bulunan mezar 1868 yılında İngiltere’nin Gemlik Başkonsol’unun eşine aittir. 150 yıl önce İtalya’dan getirilen renkli camlı yüksek kaideli melek heykeli ile görenleri büyülemektedir.   

  Ruhban Okulu, Adanın kuzeybatı yönündeki çamlarla kaplı Ümit tepesinde bulunmaktadır. Heybeliada-ruhban-okuluAtina İlahiyat Fakültesi’nden sonra kurulan ilk akademik okul olma özelliğini taşımaktadır. Aslında 9. yy da Aya Triada manastırı olarak kullanılan okul 1972 ise tamamen kapatılmıştır.

  BURGAZADA;



  Çağdaş Türk Edebiyatı’nın en önemli yazarlarından biri olan Sait Faik Abasıyanık hayatının bir bölümünü Burgazada’da geçirmiş. 1906-1954 yılları arasında yaşadığı köşkte ünlü edebiyatçının kişisel eşyalarını, odasını, kütüphanesini, kartpostallarını ve yazdığı eserlerden bazılarını görebilirsiniz.

  Aya Yani Kilisesi Burada ilk defa 11. yüzyılda Yahya Peygamber adına bir kilise yapılmış. Günümüzde Burgazada Vapuru iskeleye yanaşırken görülen güzel kubbeli kilise ise 1894 yılında meydana gelen büyük İstanbul depreminde büyük hasar almış ve 1899 yılında restorasyon geçirerek onarılmış. 1999 yılında İstanbul’u etkileyen depremde de hasar gören kilise büyük bir restorasyondan geçmiş. Kilise’nin içindeki zengin ahşap işçiliği dikkatinizi çekecektir.

  Burgazada’da diğer adaların manzarasını seyredebileceğiniz bir yer olan Bayrak Tepe’ye faytonlarla ulaşabilirsiniz. Burgazada Gezilecek Yerler arasında olan tepeden Heybeliada ve diğer adaları görebileceğiniz muhteşem bir manzara ve adanın sakinlerinden olan atları görebilirsiniz.

  KINALIADA;



  Prens Adaları’nın en küçüğü, KınalıAda’nın batısına düşen Çınar Tepesi ve hemen yanındaki Teşvikiye Tepesi’nin yükseklikleri 115 mkadar olup, üzerinde Hristo Manastırı bulunan, 93 m yüksekliğindeki Hristo Tepesi, adanın üçüncü ve son tepesidir.

  Malazgirt Savaşı sonunda hem bozguna uğratılıp, hem de esir düşen IV. Romanos Diogenes (Romen Diyojen), 1072’de gözleri kör edilerek, Kınalıada’da Hristo Manastırı’na sürgün edilmiş ve ancak 1 yıl yaşayabilmiştir. Diogenes’in mezarının bugünkü yetimhanenin hemen yanında olduğu rivayet edilir.

  Kınalıada, tarihi ve doğa açısından en çıplak adalardan biridir, en az ağaç bu adada görülür. Tarihi dokusu da oldukça fakir olan Kınalıada, taş yönünden zengindir. Bizans zamanında adadan çıkartılan taşlarla Bizans surları inşa edilmiş, 19 yy.da Tophane Rıhtımı ve Haydarpaşa Limanı’nın yapımında ada taşlarından yararlanılmıştır.
 
© Copyright 2015 T.C. İSTANBUL VALİLİĞİ
Bu e-posta, İstanbul Valiliği e-bültenine abone olduğunuz için size ulaştı.
Aboneliğinizi sonlandırmak isterseniz lütfen tıklayınız.
Facebook Twitter Google+ T.C. İstanbul Valiliği