2017 / 3  E-Bülten
GERİ
RESSAM, ARKEOLOG VE MÜZECİ OSMAN HAMDİ BEY
   30 Aralık 1842’de İstanbul’da dünyaya gelen Osman Hamdi Bey, Sakız Adası'ndan küçük yaşta evlatlık olarak gelen Rum asıllı Osmanlı sadrazamlarından İbrahim Ethem Paşa’nın oğlu, İstanbul Milletvekilli, Belediye Başkanı, müzeci, kimyager ve felsefeci Halil Ethem Bey ve nümizmat İsmail Galip Bey’in ağabeyidir.    İlk Türk arkeoloğu kabul edilir. En önemli arkeolojik kazısı, 1888'de gerçekleştirdiği Lübnan’daki Sayda Kral Mezarlığı kazılarıdır. Bu kazılar sırasında dünyaca ünlü İskender Lahdi’ni bulmuştur.

   Osman Hamdi Bey İstanbul Arkeoloji Müzesi'nin 29 yıl müdürlüğünü yapar ve müzeyi dünyanın sayılı müzeleri arasına ekletir. Günümüzde varlığını Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi olarak sürdüren Sanayi-i Nefise Mekteb-i Âlîsi'nin de kurucusudur. İlk Türk ressamlarından biridir ve Türk resminde figürlü kompozisyon kullanan ilk ressam olarak tarihe geçmiştir.

   Osman Bey, babası Sadrazam İbrahim Ethem Paşa gibi öğrenimini Avrupa’da görme fırsatı bulur. İlkokul öğreniminin ardından, 1856 yılında Maarif-i Adliye okuluna başlar. Daha 16 yaşındayken yaptığı kara kalem resimlerle çevresinin dikkatini çeker. Babası ile birlikte gittiği Viyana’da, müze ve sergilerle ilgilenir. Oğullarının yurt dışında öğrenim görmesini isteyen babası onu birkaç yıl sonra hukuk öğrenimi için Paris'e gönderir. Paris’te kaldığı 12 yıl boyunca hukuk öğrenimini sürdürürken o dönemin ünlü ressamlarından olan Jean-Léon Gérôme ve Boulanger'in atölyelerinde çıraklık yaparak iyi bir resim eğitimi alır. Ailesinin hukuk okuması için Paris’e gönderdiği Osman Hamdi Bey, artık iyi bir ressam olmuştur.

   Bu sırada dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen ressamların tablolarıyla Paris’te bir sergi düzenlenmektedir ve Osman Hamdi Bey bu sergide ülkesini temsil etmek üzere görevlendirilir. Zaten Paris’te kaldığı on iki yıl boyunca bu tür çalışmalara sık sık katılır. Hukuk yerine resimle ilgilendiğini duyan babasının kızgınlığını bu şekilde yumuşatmaya çalışır. Onun Paris’te bulunduğu dönemde Osmanlı Devleti, resim öğrenimi için Şeker Ahmet Paşa ve Süleyman Seyyid’i de Paris’e gönderir. Bu üç kişi, Türk resim sanatının ilk kuşağını oluşturur.

   Osman Hamdi Bey, Paris’te Agarite Charlotte ile tanışıp evlenir. Bu evliliğinden Fatma ve Melek adlı iki kızı dünyaya gelir.

   Yurda döndükten sonra devletin farklı kademelerinde görev alır. İlk görevi Bağdat İli Yabancı İşler Müdürlüğü olur. Mithat Paşa’nın Bağdat’a vali olması nedeniyle geldiği bu şehrin çeşitli görünümlerini yansıtan tablolar yapar, Bağdat tarihi ve arkeolojisi ile ilgilenir. Ailesini İstanbul’da bırakıp Bağdat’a giden ve 1 yıl orada kalan Osman Hamdi Bey’in evliliği bu süreçte çatırdamaya başlar. 1874 yılında Osman Hamdi Bey ve Agarite ayrılır.

   İstanbul’a döndüğünde Saray Protokol Müdür Yardımcısı olan Osman Hamdi, bu sırada Viyana’da düzenlenen Uluslararası Sergi’ye komiser olarak katılır. O dönemde Avrupa’da sanat adına pek çok yenilik yapılmaktadır. Sanata önem veren bir padişah olan Sultan Abdülaziz, Osmanlı İmparatorluğu adına bu yeniliklere ayak uydurmaya çalışıp sanatçılarını desteklemektedir. Viyana’da düzenlenen sergiye katılmak üzere pek çok sanatçıyı oraya gönderirken onlarla ilgilenmeleri için de Osman Hamdi Bey’i birinci komiser olarak görevlendirir. Bu görevle Viyana’ya giden Osman Hamdi Bey, burada tanıştığı Marie adlı bir başka Fransız hanımla ikinci evliliğini yapar. Naile Hanım adını alan ikinci eşinden Leyla, Ethem, Nazlı adlı çocukları dünyaya gelir.

   1875 yılında Kadıköy'ün ilk şehremini (belediye başkanı) olarak görevlendirilir. Osmanlı-Rus Harbi’nden sonra devlet memurluğundan ayrılan Osman Hamdi Bey, 1881'de Müze-i Hümayun Müdürü Anton Dethier’in ölümü üzerine padişahın şahsi emri ile müze müdürlüğüne atanır.

   O dönemde devlet büyüklerine gelen hediyeler ganimet ve silahlar, Topkapı Sarayın’daki bu müzede muhafaza edilmekte, daha sonra da Aya İrini Kilisesi’nde sergilenip halkın görmesi sağlanmaktaydı. İmparatorluk yapılan kazılarda elde edilen eski eserleri de burada sergilemekteydi. İlk müzemizin temelleri böylece atılmıştı. Müzenin idaresi, önceleri üst düzeyde yabancı görevlilere veriliyordu. Bir süre sonra yabancılara kazı izni de verildi. Bu görevliler ülkemizin dört bir yanından toplattıkları eski eserleri Saray Müzesi’nde sergileyerek müzeciliğin gelişmesi için önemli çalışmalar yaptılar. Hatta bir yasayla bu eserlerin koruma altına alınmasını da sağladılar. Ancak yasaya eski eserlerin yurt dışına çıkışını yasaklayan bir madde konulmadığı için her isteyen buradan aldığı eserlerimizi yurt dışına götürebiliyordu. Böylece müzelik eserler kısa sürede gemilerle Avrupa müzelerine götürülmeye başlandı.

   Müzenin son yabancı olan müdürü ölüp de, yerine Osman Hamdi Bey getirilmek istenince, kendini resme iyice kaptıran Osman Hamdi Bey, karar vermede zorlanır. Bir tarafta en büyük tutkusu resim vardır, diğer yanda yağmalanmaya çalışılan tarihi eserlerimiz. Kararını verirken ülkemizi ve tarihi mirasımız olan eski eserlerimizi düşünür ve Saray Müzesi Müdürlüğü’nü kabul eder.

   Müze müdürlüğü sırasında ilk Türk bilimsel kazılarını başlatan Osman Hamdi Bey, Nemrut Dağı, Muğla, Yatağan ve Lübnan'da arkeolojik kazılar gerçekleştirir. Lübnan’da yaptığı kazılarda bulduğu antik eserler arasında arkeoloji dünyasının başyapıtlarından sayılan İskender Lahdi de bulunmaktadır.

    Müze-i Hümayun Müdürü olarak ilk işi eski eserlerin yurt dışına götürülmesini yasaklayan bir tüzük hazırlamak olur. Yürürlükte bulunan 1874 tarihli “Âsâr-ı Atika Nizamnamesi"ni 1883 yılında yeniden düzenleyip yürürlüğe sokar. Bu yeni düzenleme ile Batılı ülkelere Osmanlı topraklarından eski eser kaçırılmasını önlemiş olur.

    1 Ocak 1882’de padişah II. Abdülhamit tarafından Türkiye’nin ilk güzel sanatlar okulu olan Sanayi-i Nefise Mektebi’nin müdürlüğü ile görevlendirilir. Okul binasını Mimar Vallaury ile birlikte tasarlar. Binanın inşası ve akademik kadronun kurulmasının ardından okulu 2 Mart 1883’te öğretime açar.

    Osman Hamdi Bey okulun, özellikle resim bölümüyle ilgilenir, bu bölümde okuyan öğrencilerin derslerine de girer. Öğrencilerine dünyaca ünlü sanatçılara ait resimlerin kopyalarını yaptırır, bu tabloları Türk ressamlarının eserleriyle birlikte, Güzel Sanatlar Akademisi’nin büyük salonunda sergiletir.

    Osman Hamdi Bey, kazılar neticesinde artan eserleri sergileyebilmek için yeni bir bina arayışına girer. Eserler, Aya İrini’den sonra Çinili Köşk’e taşınmıştır ancak burası da yetersiz gelmektedir. Devrin yöneticilerini ikna ederek bugünkü İstanbul Arkeoloji Müzesi binasını inşa ettirir.

    Osman Hamdi Bey, müzecilik ve arkeoloji çalışmalarını sürdürürken resim yapmayı hiç bırakmaz. Resimlerini genellikle Eskihisar’daki evinde geçirdiği yaz aylarında yapar. Resimlerinde okuyan, tartışan, özlemini duyduğu Türk aydın tipini ve dışarıya açılmış kadın imgesini ele alır. Dekor olarak tarihi yapıları, aksesuar olarak tarihi eşyaları kullanır. Birçok resmi İstanbul Resim ve Heykel Müzesi, Londra, Liverpool ve Boston müzelerinde sergilenmektedir.

    Osman Hamdi Bey’e çalışmalarından ötürü Çağdaş Türk Müzeciliğinin gerçek kurucusu unvanı verilir. Osman Hamdi Bey, arkeoloji alanındaki başarılı çalışmaları ile yurt dışına ulaşan bir ün sahibi olur. Fransız, Alman, Yunan, İspanyol müzeleri kendisini madalya ve nişanlarla taltif ederler. Birçok üniversite ona doktorluk unvanı verir. Böylece ülkemiz, uluslararası üne sahip bir arkeolog ve müzeci kazanmış olur.

    Osman Hamdi Bey’in resimleri üslup olarak oryantalizme yakındır. Tablolarında yakın olduğu şarkiyatçılardan farklı olarak Doğu’nun, özellikle Türk sanatının güzelliklerini yansıtır. Figürleri, kendine güvenen, dik duran, düşünen biçimde resmeden ve kompozisyon içinde dikkati çekecek özellikte bulundukları ortama uygun kıyafetlerde ele alır. Erkek figürlerinde çeşitli pozlarda kendi fotoğraflarını da kullanır. Bazen bir tabloda değişik giysi ve duruşlarda ikili ya da üçlü görünümlerde yer alır. Kadın konusunu Türk resminde ilk ele alan kişi odur ve kadını yalnızca portre olarak değil aynı zamanda günlük yaşamın içinde erkeğe eşit bir konumda resmeder. Osman Hamdi’nin yaptığı portreler, konulu resimlerinden sayıca daha fazladır. Dönemin siyasî açıdan önemli kişilerinden yalnızca Enver Bey’in portresini yaptığı görülür. Yurt içinde ve yurt dışındaki müzelerde ve çeşitli koleksiyonlarda eserleri bulunan Osman Hamdi’nin Camiden Çıkış, Balıkçı, Yeşilcami’de Kur’an Okuma, Halı Satıcısı, Âbıhayat Çeşmesi, Hamam, Kaplumbağa Terbiyecisi, Türbe Kapısı Önünde Kadınlar, Eskihisar, Mimozalı Kadın ve Şehzade Türbesinde Derviş önemli eserlerinden bazılarıdır.

    Eserleri arasında “Kaplumbağa Terbiyecisi” önemli bir yer tutar. Resmin mekânı olan Bursa’daki Yeşil Camii’nin üst katındaki odanın, duvarlarındaki sıvalar ve çiniler yer yer dökülmüştür. Tablonun tek ışık kaynağı adamın önündeki alçak penceredir. Ellerini arkasına kavuşturmuş olan adam bir ney tutmaktadır. Sırtında bir nakkare asılıdır ve buna bağlı bir mızrap boynundan aşağı sarkmaktadır. Eserde, kaplumbağaların esin kaynağının Lale Devri'ndeki Sadabad eğlenceleri sırasında, hava karardıktan sonra sırtlarına mum dikilerek serbest bırakılan kaplumbağalar olduğu öne sürülmüştür. Başka bir yoruma göre ise, düşünceli biçimde dikilen adam sabır gerektiren zor bir iş olan kaplumbağaları terbiye etme işini, elindeki ney ve sırtındaki nakkareyi çalarak başarmayı ummaktadır.

    Ressam, arkeolog, müzeci ve yazar kimliklerinin yanında bürokrasideki başarısı, diplomatlığı, yöneticiliği ve bilim adamlığı ile de dikkati çeken Osman Hamdi, ömrünün sonuna kadar bitmek bilmeyen bir çabayla çalışır ve kısa bir hastalık döneminin ardından 24 Şubat 1910’da Kuruçeşme’deki yalısında hayata gözlerini yumar. Cenaze namazı Ayasofya Camii’nde kılınan Osman Hamdi vasiyeti gereği, hayattayken pek sevdiği Eskihisar’daki çiftlik evinin arkasındaki ağaçlıklı yamacın üstüne sırlanır. Toprağının üzerine Anadolu’dan getirilmiş Selçuklu dönemine ait sanduka ve şâhideler yerleştirilir.

© Copyright 2015 T.C. İSTANBUL VALİLİĞİ
Bu e-posta, İstanbul Valiliği e-bültenine abone olduğunuz için size ulaştı.
Aboneliğinizi sonlandırmak isterseniz lütfen tıklayınız.
Facebook Twitter Google+ T.C. İstanbul Valiliği