2017 / 8  E-Bülten
GERİ
TÜRK MÛSİKÎSİNİ AYAĞA KALDIRAN ADAM:
MÜNİR NURETTİN SELÇUK


  Münir Nurettin Selçuk, 1901 yılında Divan-ı Hümayun muavini ve Darülfünun İlahiyat Şubesi muallimlerinden Mehmet Nuri Bey ile Fatma Hanife Hanımın oğlu olarak Sarıyer’de dünyaya gelir. Çocuk yaşına rağmen sesinin güzelliğiyle dikkat çeken Münir Nurettin, 1907 yılında Soğukçeşme Askerî Rüştiyesi’ni bitirip, Kadıköy Sultanîsi’ne yazılır. On beş yaşındayken Darü’l-Feyzi Musikî Cemiyeti’ne öğrenci olarak girer. Üç yıl sonra da hanendelerinden biri olduğu bu topluluğun konserlerine çıkmaya başlar.

  Ailesinin ısrarı ile ziraat öğrenimi için gittiği Macaristan’dan 1917 yılında geri döner. 1917’de Darü’l-Elhan’a girer, Zekaizade Ahmet Efendi’den dört yıl ders alır. Daha sonra Ali Rıfat Çağatay’ın başkanlığındaki Şark Musikî Cemiyeti’ne girer. Kurucuları arasında da yer aldığı bu cemiyetteyken Bestenigâr Ziya Bey ile birçok fasıl meşk eder. Münir Nurettin ilk kez Şark Musiki Cemiyeti’nin konserlerinde solist olarak parlar. 1923 senesinde teğmen rütbesiyle Mızıka-i Hümayun’a girer.

  Cumhuriyetin ilanından hemen sonra Ankara’da kurulan Riyaset-i Cumhur İnce Saz Heyeti’nde teğmen rütbesiyle yer alır. Sahibinin Sesi Plak Şirketi adına Paris’e giderek iki yıl şan ve piyano dersleri alır. Paris dönüşü, 22 Şubat 1930 gecesi, Beyoğlu’ndaki Fransız Tiyatrosu’nda Kemanî Nubar Tekyay, Kemençeci Ruşen Kam, Tanburî Mesut Cemil ve Kanunî Artaki Candan’ın sazları eşliğinde yepyeni bir anlayışla ilk konserini verir.

  Pek çok Mısır ve Türk filminin müziklerini yapar. Allah’ın Cenneti, Kahveci Güzeli ve Sadullah Ağa filmlerinde de başrol oynar.

  1953’te İstanbul Belediye Konservatuarı’na üslup ve teganni öğretmeni olarak atanır. Ertesi yıl da konservatuarın icra heyeti şefliğine getirilir. İstanbul Konservatuarı İcra Heyeti şefi ve solisti olarak yurt içi ve yurt dışında yüzlerce konser verir, birçok sanatçı yetiştirir. 1976 yılına kadar, 22 yıl boyunca üç yüz civarında konser yönetir. İstanbul Radyosu’nda müşavirlik görevi üstlenir. İstanbul Radyosu ve İcra heyeti için yazdığı notalarla da musiki kütüphanemizi zenginleştirir.

  Mısır, Irak, Suriye, Macaristan, Avusturya ve İngiltere’de konserler veren Münir Nurettin Selçuk; Mısır’da bulunduğu sıralarda Ümmügülsüm ve Abdülvahap ile dostluklar kurar. O, çeşitli formlarda bestelediği her biri birbirinden değerli yüzü aşkın eseriyle büyük bir bestekâr ve son yüzyılın kendinden sonrakilere de örnek olmuş en büyük icracısıdır.

  Münir Nurettin’in mikrofon kullanmadan, ayakta okuyarak verdiği konserlerde ortaya koyduğu icra üslubu ve tekniği, solo icrada bir dönüm noktası olur ve yeni ufuklar açar. Yahya Kemal’in cümleleriyle, Tanburî Cemil’in sazla ifade ettiğini, Münir Nurettin sesi ile ifade eder.

   Oğlu Timur Selçuk, Münir Nurettin’in bir konserinde salonun kısmen boş olması üzerine babasına sorar: “Paris’te verdiğin konserleri düşününce bu salondaki boşluğu bir türlü anlayamıyorum, nerede dinleyicilerin?” Üstadın etkileyici cevabı şöyledir: “Oğlum, beni aradıkları gün, onlar da beni bulamayacaklar.” 27 Nisan 1981’de aramızdan ayrılan Münir Nurettin Selçuk, Yahya Kemal ve Ahmet Hamdi Tanpınar’a komşu olarak Bebek’teki Aşiyan Mezarlığı’na defnedilir. 1981 Nisan ayında Türk Müziği kör kuyularda merdivensiz kalır.

  Klasik Türk Müziği’ne hâkimiyeti ve Paris’te aldığı ses eğitimiyle kendine has ve yepyeni bir tavır geliştiren Münir Nurettin, Türk Müziği tarihinde tek başına konser verme geleneğini getirir ve solist icrâsını müziğimize kazandırır. Konserlerine frakla çıkar ve koronun da yer yer katılımıyla birlikte ancak solo olarak repertuvardaki eserleri okur. 1920’lerin sonuna doğru klasik üslûbu modern anlayışla birleştirdiği sıra dışı tavrıyla ilk plaklarını kaydeder.

  Türkçenin büyük şairi Yahya Kemâl’in şiirlerini besteleriyle taçlandırır. En bilinen eserlerinin çoğunluğu bu şiirlerden oluşur. Farklı formlarda yaptığı bu besteler şairi de etkiler, şairin beğenisini kazanmak ise üstadı daha da heyecanlandırır. İki İstanbul âşığının yollarının kesişmesi, musikimize nice eşsiz eser kazandırır.

  Yahya Kemal, Münir Nurettin’i şu cümlelerle anlatır:

  “Münir Nurettin'in en üstün meziyeti, son iki yüzyıl içinde, Itri'den Zekai Dede'ye kadar, milli musikinin kâr, beste, semai, nakış, durak vesair şekillerde en halis eserlerini mükemmel bir ifade ile teganni etmeyi bilmek olmuştur. Bu meziyet Tanburi Cemil'in eşsiz dehasını hatırlatır. Onun sazla ifade ettiğini Münir Nurettin sesi ile ifade etmiştir. Bu sanatın sırrı, eski bestelere derin bir vukuf ve şaşmaz bir bilgi ile nüfuz etmekte ise de, ondan fazla olarak, milli musiki dehamızın, yer yer ne tarzda tecelli ettiğini duymak ve tam bir ifade ile çalmak yahut okumaktır. Bu meziyet milletin nadir insanlara nefh ettiği bir mevhibedir.”   Münir Nurettin, sanatından asla taviz vermeyen, üsluba son derece önem veren, titiz ve hassas bir insandır. Ölümüne yakın dönemlerde maddi manevi zorluklar yaşamasına rağmen doğru bildiklerinden hiçbir vakit geri adım atmaz. Oğlu Timur Selçuk, babasının hastalığının son dönemlerinde bir gün eşyalarına bakınırken, vaktiyle Paris Operası’ndan tenor olması için gönderilmiş bir mektubu bulur. Üstelik bir hayli yüksek bir meblağ teklif edilmiştir. Hasta yatağındaki babasına sorar: “Babacığım size zamanında böyle teklifler yapmışlar, niçin kabul etmediniz?” Bu soruya üstad şöyle cevap verir: “O zaman kim Münir Nurettin olacaktı oğlum?”

  Mustafa Kemal Atatürk, Münir Bey’i sever ve takdir eder. Bir akşam Münir Bey Dolmabahçe Sarayı’nda şarkı söylerken, Mustafa Kemal de şarkılara eşlik etmeye başlar. Bir müddet sonra Münir Nurettin şarkıyı keser ve Mustafa Kemal’in yanına gidip kulağına “Lütfen benimle beraber söylemeyin, şarkıyı bozuyorsunuz” der. Mustafa Kemal bu duruma kırılır ve iki yıl küs kalırlar. Münir Nurettin karşısında kim olursa olsun, musikide taviz verecek bir adam değildir. İki yıl küs kaldıktan sonra Mustafa Kemal de onun bu hassasiyetini anlar ve dostluklarına devam ederler.

  Peyami Safa onun için; “Münir Nurettin olmasaydı, bu musiki, belki çoktan bir tarih sesi halini alacaktı. Ona, bir müddet daha canlı ve cazip aktüalitesini vermekte en büyük şeref payı, her halde Münir Nurettin Bey’indir” derken, Behçet Kemal Çağlar ise Münir Bey için şu cümleleri kurar:   “Ben alaturka denen tılsımlı dünyaya gözlerim kapalı, Münir Nurettin Selçuk’ un sesini izleye izleye, bir uçtan, son senelerde sokulabildim. Daha önce, halk türkülerini içime sindire sindire dinlerdim de kadınsız bir hayatın anason kokan çarpık mırıltısı diye piyasa musikisinden nefret duyardım. Üstelik birçoklarımız gibi, haksız olarak, bu damgamı bütün alaturka musikiye de vurmaya yeltenir, topuna birden dudak bükerdim.

  Harikalı bir Kalamış akşamıydı; Münir Nurettin kâh mırıltı, kâh feryat halinde, güzel sesinin ipek merdivenini göklere dayayarak, bana alaturka cennetini gezdirdi. O günden beri, Itri’leri, dede Efendi’leri sezer oldum, arar oldum...”

  O, Türk musikisini ayağa kaldıran adamdır. Bestelediği eserler yanında yetiştirdiği talebeleri ve koro yönetiminde gösterdiği titizliğiyle mûsikiyi bir meşgale değil hayatının bir mânası kabul eder. Gençliğinde Fenerbahçe Kulübü’nde futbol oynayan, aynı zamanda tambur ve piyano çalan Münir Nurettin kendinden sonraki kuşaklara örnek bir mûsiki adamı olur ve Dârülelhan’dan başlayarak İstanbul Konservatuvarı’nda çalıştığı yılların da içinde bulunduğu uzun sürede pek çok öğrencinin yetişmesinde büyük katkısı olur. Bunlar arasında kendisinden çok yararlanan Necmi Rıza Ahıskan ile Alâeddin Yavaşça’yı, bizzat yetiştirdiği İnci Çayırlı ve Meral Uğurlu’yu özellikle saymak gerekir.

© Copyright 2015 T.C. İSTANBUL VALİLİĞİ
Bu e-posta, İstanbul Valiliği e-bültenine abone olduğunuz için size ulaştı.
Aboneliğinizi sonlandırmak isterseniz lütfen tıklayınız.
Facebook Twitter Google+ T.C. İstanbul Valiliği