2018 /  5  E-Bülten
GERİ

HALİT ZİYA UŞAKLIGİL

1865’te Eyüp’te dünyaya gelir. Uşşâkīzâdeler diye anılan ve bir kolu İzmir’e yerleşerek halı ticaretiyle uğraşan Uşaklı Helvacızâdeler ailesine mensuptur. Babası zarif yaradılışlı, Mevlânâ Celâleddin ve Hâfız-ı Şîrâzî hayranı, Avrupaî tarzda bir hayat yaşayan Hacı Halil Efendi’dir. Hacı Halil Efendi, ticaretle hiç ilgisi bulunmamasına rağmen babasının ısrarıyla İstanbul’daki dükkânının başına geçer. Bu esnada Halit Ziya, eğitimine Mercan’daki bir mahalle mektebinde başlar. Daha sonra ailesinden izinsiz Fâtih Askerî Rüştiye’sine kaydolur. Edebiyat ve tiyatroya ilgisi dolayısıyla yayımlanan telif ve tercüme eserleri takip ederek okur. İşleri bozulan babasının İzmir’e dönmesi üzerine burada önce İzmir Rüştiye’sine yazılır. Eğitim sisteminden memnun olmayan dedesi yabancı dil ve matematik dersleri için özel hocalar tutar. Bu dönemde hocalarının yardımıyla bir roman çevirisi yapar ve Ermeni Katolik rahiplerinin açtığı özel bir okula kaydedilir. Böylece ailesinden gelen alafranga eğilimi daha da kuvvetlenir. Okulda pek çok yerli ve yabancı yazarın eserlerini okur ve tercümeler yapar.

İlk yazısı “Deniz Danası”, Hazîne-i Evrak’ta neşredilir. Abdülhalim Memduh vasıtasıyla tanıştığı kitapçı Arakel’in teklifiyle Fransız edebiyatı tarihi yazmaya başlar. I. cildini kısa sürede yazdığı Garptan Şarka Seyyâle-i Edebiyye: Fransa Edebiyatının Nümune ve Tarihi adlı bir anlaşmazlık sebebiyle tamamlayamaz. İzmir’e dönüşünde Fransızca, Türkçe ve edebiyat öğretmenliğiyle Osmanlı Bankası’nda tercümanlık ve muhasiplik yapar. 18 Kasım 1886’da Tevfik Nevzat’la birlikte çıkarmaya başladığı Hizmet gazetesindeki faaliyeti yazarın edebî hayatında bir dönüm noktası olur. Telif ve tercüme roman ve hikâyeleri, mensur şiirleri, Türk ve dünya edebiyatları ile edebiyatın meselelerine ait makaleleri, “Garâib-i Fenniyye” başlığı altındaki yazıları, “Letâif” başlıklı fıkraları, “Cüzdan” başlıklı özdeyişler ve çeviri hikâyeleriyle İstanbul’da da adından söz ettirmeye başlar. O sıralarda Mekteb ve Servet-i Fünûn’da yazıları çıkan Halit Ziya’nın Bir Muhtıranın Son Yaprakları adlı hikâyesi 1888 yılında İzmir’de yayımlanır.

1888’de annesini kaybeden Halit Ziya, 1889’da amcasıyla iki aylık Avrupa seyahatine çıkar. Bu seyahate dair izlenimlerini bazı hikâyelerinde de kullanır. 1914’te Köse Râif Paşa’nın yeğeni Memnune Hanım’la evlenir. Bir süre sonra peş peşe dedesini, amcasını ve ilk çocuğu Vedide’yi kaybeder. 1893’te İstanbul’a giderek Muhâberât-ı Türkiyye ve Tercüme Kalemi müdürlüğü yapar. 1909 yılına kadar meşguliyeti az olan bu işte çalışır ve zamanını edebî çalışmalarına ayırır. Bu sırada Ali Ekrem, Ahmed İhsan, Hüseyin Cahit, Ahmed Hikmet, Saffetî Ziya, Tevfik Fikret ve Cenab Şahabeddin’le tanışır. İstanbul’a geldikten sonra Servet-i Fünûn’da neşrettiği ilk hikâye “Cambaz Kız”dır.

Mâi ve Siyah’ın Servet-i Fünûn’da tefrika edilmesi onu Edebiyât-ı Cedîde’nin tartışmasız en önemli romancı ve hikâyecisi yapar. Daha geniş kitlelere ulaşmak amacıyla İkdam ve Sabah gazetelerinde yazmaya başlar. 1896-1901 yılları arasında edebî hayatının en başarılı, en verimli dönemini geçirir. Edebî başarısına mukabil aile hayatı acılarla devam eden yazar çocukları Sadun ile Güzin’in ardından babasını kaybeder. 1902 yılında doğan Halil Vedat da 1942’de Tiran’da görevli olduğu elçilikte intihar eder.

1908’de Reji komiserliğine tayin edilir; Dârülfünun’da Batı edebiyatı tarihi ve estetik dersleri verir. II. Meşrutiyet’in ilânıyla meydana gelen heyecanlı ve coşkulu fikrî ve edebî ortam yazarı âdeta yeniden canlandırır; Sabah gazetesinde Nesl-i Ahîr’i tefrika ettirmeye başlar. 1908’de kurulan Sahne-i Osmânî’nin edebî heyetine, Türk Derneği ile İttihat ve Terakkî Cemiyeti’ne girer. Ardından mâbeyin başkâtibi olur. 1912 yılı Temmuzuna kadar kaldığı bu görevi sırasında âyan üyeliği de yapar. Ahmed Muhtar Paşa’nın kurduğu “Büyük Kabine” onu azledince yeniden üniversitedeki derslerine döner.

İttihat ve Terakkî’nin görevlendirmesiyle 1913’te Paris’e ve Bükreş’e, 1914’te tedavi için Almanya’ya gider. Memuriyeti Millî Mücadele döneminde sona erince Yeşilköy’deki köşküne çekilerek yoğun bir edebî faaliyete girişir. Oğlu Halil Vedat’ın trajik ölümünden sonra hayatla bağlarını âdeta koparan yazar her türlü tedaviyi reddettiği uzun bir hastalığın ardından vefat eder ve 27 Mart 1945’te Bakırköy Mezarlığı’ndaki aile kabristanına defnedilir.

Türk romanının büyük ustası Halit Ziya, 1886-1908 yılları arasında sekiz roman kaleme alır. Yazarın romancılığını üç döneme ayırmak mümkündür. İzmir’de yazıp yayımladığı ve düşmüş kadına acıma konusunu işlediği Sefile, ev içinde geçen üçlü bir aşk macerasının ele alındığı Nemide ve Bir Ölünün Defteri acemilik döneminin ürünleridir. Ferdi ve Şürekâsı evin içinden dışarıya açıldığı ilk romandır. Bu eserle birlikte olgunluk dönemine giren yazar Servet-i Fünûn’un edebî beyannâmesi olan Mâi ve Siyah’ı kaleme alır; eserin kahramanı Ahmet Cemil vasıtasıyla bu neslin özlemlerini, edebiyat ve hayat karşısındaki tavrını romanlaştırır. Aşk-ı Memnû’da yeniden ev içine dönen romancı, Kırık Hayatlar’da önceki romanlarından farklı şekilde realist akımın temalarından biri olan sosyal çevrenin bireyleri etkilemesini işler.

Altmış yıllık yazı hayatında pek çok eser kaleme alan Halit Ziya modern Türk edebiyatına romanları ve hikâyeleriyle damgasını vurmuş bir yazardır. Kendisinden önce Türk romancılığına hâkim olan Ahmed Midhat Efendi tarzında görüldüğü gibi basit bir üslûpla vak‘a-yı ön plana çıkaran anlayış onunla değişir, olaya dayanan anlatım yerine kahramanların iç dünyasını sanatkârane üslûpla tahlile dayanan yeni bir anlayış benimsenir. Ayrıca Halit Ziya’nın bir önceki dönemde olduğu gibi roman vasıtasıyla okuyucuya toplumsal mesaj verme endişesi de yoktur. Türk edebiyatının aynı zamanda büyük bir üslûp ustası kabul edilen Halit Ziya özellikle Mâi ve Siyah romanında bunu bütün ayrıntılarıyla ortaya koyar.

© Copyright 2015 T.C. İSTANBUL VALİLİĞİ
Bu e-posta, İstanbul Valiliği e-bültenine abone olduğunuz için size ulaştı.
Aboneliğinizi sonlandırmak isterseniz lütfen tıklayınız.
Facebook Twitter Google+ T.C. İstanbul Valiliği